Zorunlu değişim rüzgarları!
Pazartesi, 09 Mart 2009 16:32

alt

Geçtiğimiz hafta içinde gerek küresel gerekse ulusal düzeyde yaşanan ekonomik gelişmeler, olumsuz eğilimlerin güçlendiğine işaret ediyor. Uluslararası çapta, para politikaları olabildiğince gevşetilmiş olmasına rağmen hem ticaret hacmi hem de sermaye hareketlerinin daralmaya devam etmesi geleceğe yönelik belirsizliği artırıyor. Hal böyle olunca şubat ayı ihracatımızın bir yıl öncesinin aynı dönemine göre yüzde 35 oranında daralmasına ve Türk Lirası’nın değer kaybına şaşırmamak gerekiyor. Döviz piyasalarımızda yaşanan eğilim ise sebep ve sonuçları itibariyle hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağına işaret ediyor.
Son iki ay içinde döviz piyasalarımızda yaşanan yükseliş spekülatif bir hareket değil. Zira yerli tasarrufçulardan herhangi bir talep gelmediği gibi her yukarı harekete satış tepkisi verildi. Mali sektör, yatırımcıları bu yukarı hareketin de kalıcı olamayacağı beklentisiyle yönlendirdi ve IMF ile yapılacak olası anlaşma bu sürecin gerekçesi olarak kullanıldı. Türk Lirası’nın görece ciddi dalgalanma sergilediği son 6 ayda döviz cinsi ciddi bir likitide sıkıntısı da yaşanmadı. Merkez Bankası, döviz depoları yolu ile böyle bir sıkıntıya izin vermedi. Hal böyle olunca sormak gerekiyor, ne oluyor ve kimler alıyor da bu kurlar böyle yükseliyor? Daha nereye kadar gidebilir?
Bir yandan küresel kredi krizinin derinleşmesi, diğer yandan Türkiye ekonomisinin durgunlaşıp daralması geleceğe yönelik beklentileri olumsuzlaştırıyor. Belirsizlik ve kırılganlık artarken, riskten kaçınma eğilimi güçleniyor, borç-alacak ilişkilerindeki sıkıntı büyüdükçe kredi imkanları azalıyor. Merkez Bankası, başta mali sektör ve kamuyu rahatlatmak, olumsuzlaşma eğilimini frenlemek adına yabancı sermaye giriş şartından bağımsız olarak para politikasını gevşettikçe döviz piyasasında biriktirilmiş enerji açığa çıkmaya başlıyor.
Özetlemeye çalıştığımız etki-tepki zinciri devam ettiği sürece, kim ne derse desin Türk Lirası’nın dalgalı bir şekilde değer kaybetmesi olağan bir durum olmaktan öteye gidemiyor. Döviz kurunun yükselişi kendisini yaratan dinamikleri güçlendirerek, giderek büyüyen bir kısır döngüye dönüşüyor. Yerli tasarrufçular ve içerideki döviz borçlularının büyük bir kısmı ise bu süreci basiretsiz bir şekilde seyretmekten öte bir şey yapamıyor, eski refleksleri çalışmıyor. 2000’li yıllara damgasını vuran saadet zinciri kırılıyor.
Türk Lirası değer kaybettikçe bu durumdan rahatsız olanlar son çare olarak Merkez Bankası’nın yapabileceği doğrudan satış müdahalesinden medet umuyor. O zaman soralım, kararlı bir şekilde böyle bir eylem ne kadar mümkün? Merkez Bankası’nın kararlı bir şekilde ve gerekirse döviz rezervlerinin önemli bir kısmını kullanmak pahasına doğrudan müdahale etmesi pek olası görünmüyor. Zira kapsamlı bir müdahale sonrası, bunu fırsat bilenlerin devreye girmesiyle döviz talebi artabilir ve başarısız bir müdahale Merkez Bankası’na hem itibar kaybettirir hem de rezerv erimesine yol açabilir. Bu durum hesaba katıldığı için bu yola başvurulmadı. Küresel daralma sonlanmadan da eski alışkanlıkların devreye girmesi gündeme gelemeyebilir.
Merkez Bankası için iki seçenek vardı, ya yabancı sermayeden bağımsız olarak para politikasını iyice gevşetecek, dövizde likidite sıkıntısı yaşanmasını elinden geldiğince engellemeye çalışacak, fakat döviz kuruna pek müdahale etmeyecekti ya da kur istikrarı adına para politikasını daha da sıkılaştıracak ve ekonomideki daralmaya kayıtsız kalacaktı. Tercih ilk olasılık lehine kullanılmış gibi görünüyor.
Ocak 2009’da 1,50’li seviyelerde dalgalanan dolar kurunun, geçtiğimiz hafta içinde 1,70’li seviyelere yerleşmesi ve üst sınırları zorlaması, başta da belirttiğimiz gibi kimseyi şaşırtmamalı. Döviz kurlarında yaşanan eğilim değişikliği para politikasında yaşanan farklılaşmanın doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor, yeni eğilimin dalgalı bir şekilde devam etmesi olasılığı ise oldukça yüksek gibi görünüyor. Asıl önemlisi, para politikası ve döviz kuru ile başlayan değişim rüzgarı zorunlu olarak tüm öncelikler ve politika uygulamalarını değişmeye zorlayacak.
Şaşırtan veya bazılarını şoklayan, ama sürpriz olmayacak çok daha fazla gelişmeye tanık olacağız.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız