|
Pazartesi, 30 Mart 2009 17:18 |
|

Hükümetin açıklayarak uygulamaya koyduğu vergi indirimlerinden oluşan dördüncü ve beşinci paketin, ekonomi üzerindeki kısa ve orta vadeli etkilerinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilemediği endişesini taşıyoruz. Kısa vadede, elindeki stoku eritmek ve nakit açığını zor duruma düşmeden kapatmak isteyenlerin, bu paketleri memnuniyetle karşılaması ve bu fırsattan yararlanarak talebi uyarmak için azami çabayı sergilemesi yadırganacak bir durum değil. Ancak ortaya çıkacak yan tesirler ve orta vadede yaratacağı sonuçları da hesaba katmak gerekiyor! Ne demek istediğimizi daha iyi ifade edebilmek için konuyu sorularla irdelemeye çalışalım. Ertelenmiş veya öne alınmış talebin devreye girmesi orta vadede çok daha ciddi bir talep daralmasına yol açabilir, ekonomideki daralma dayanılmaz boyutlara ulaşabilir mi? Bu paketleri fırsat olarak gören tüketiciler, sergiledikleri tercih nedeniyle orta vadede pişman olabilir ve oldukça zor bir duruma düşebilirler mi? Kısa vadede yaratılan yapay canlanma, orta vadede mali sektör ve kamu kesimin nasıl etkiler? Açılan önlem paketlerinin yarattığı talep artışı daha çok yerli üretime mi, yoksa ithal ürün talebine mi yönelik? Stoklardaki erime ve buna bağlı olarak nakitlerin belli ellerde birikmesi döviz piyasalarını nasıl etkiler? Yukarıda kısmen tanımladığımız sorulardan hareket edersek, kısa vadede yaratılan hareketin orta vadedeki maliyeti toplam getirisinden daha ağır olacak gibi görünüyor. Hem vergi indirimleri hem de döviz kurundaki artış öne sürülerek, stoklar tükendiğinde oluşacak fiyatların bugünküne göre çok daha yüksek olacağını ifade eden satıcılar, talebi uyararak kısa vadede rahatlayabilirler. Bu sayede stoklarını nakite dönüştürerek yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışabilirler, 40 milyar dolara yaklaşan özel sektörün 2009 yılı dış borç ödemesi konusunda kısmen rahatlayabilirler. Fakat bireysel tüketiciler açısından her şey normalleşinceye kadar ötelenmesi gereken talebin öne çekilmesi, gelecekteki talebi olumsuz etkileyecek. Maliyetin üzerinde bir fiyatla satılamayacak olan mallar üretilmeyecek ve ithal edilmeyecek. İşsizlik hızla arttıkça gelirler azalacak, borç-alacak zincirindeki kırılma daha büyük olacak. Bugün fırsattan yararlanma yarışına katılanlar tuzağa düştüğünü anladığında, iş işten geçmiş olacak: Söz konusu ürünlerin yeni maliyet değeri ile ikinci el değeri arasındaki olumsuz fark, ekonomi daraldıkça büyüyecek; bu durum ekonomiyi daha da daraltarak içinden çıkılması zor bir kısır döngünün temel değişkeni olacak. Küresel ekonomik daralma etkili olduğu sürece IMF ile anlaşılsa bile normalleşmek pek mümkün olamayacak. Bu paketler daha çok ithal ürünlere yönelik talebi uyarıyor, hal böyle olunca üretim bantlarının yeniden hareketlenmesine katkısı yeterli düzeye ulaşamıyor. Ürün stoklarının nakite dönüşmesi ise muhtemelen döviz talebini uyararak başka sıkıntılar yaratacak. Zira ürün stokuyla krize yakalanan döviz borçlusu sektörler, son 6 ayda Türk Lirası’ndaki değer kaybını seyrederek yıpranmak dışlında bir şey yapamadılar. Bu fark ürüne yansıtılamadı ve nakit sıkıntısı nedeniyle döviz alınamadı. Fakat artık durum değişiyor!.. Döviz piyasasındaki esas sorun likidite açığından çok artık herkesi rahatsız eden kur riskinin kimler tarafından taşınacağı! Türk Lirası’nın faizleri gerileyip borçlanma için uygun hale geldikçe toplam 150 milyar doları aşan kur riski büyük sıkıntı yaratacak. Kimsenin taşımak istemediği bir riskin fiyatı da herhalde yerinde saymayacak… IMF ile anlaşılması durumunda gelecek para bu sorunu çözmeyecek, risk taşıyanların rahat uyumasına yardım etmeyecek. Gelecekteki talebin öne çekilmesi orta vadede kamu kesimi ve mali sektörü de olumsuz yönde etkileyecek; birinin vergi gelirleri hızla azalır ve bütçe açığı büyürken, diğerinin sorunlu kredileri artarken öz kaynakları eriyecek. Vergi indirimlerinden oluşan paketler kısa vadede günün kurtarılmasına yardım ediyor olabilir, ancak bunun orta vadeli ekonomik ve sosyal maliyeti faydasından çok daha ağır olabilir… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|