| Tünelin ucunda ışık var mı? |
| Pazartesi, 01 Şubat 2010 22:00 | |||
![]() Küresel düzeydeki gelişmelere bakılır ise enflasyon endişesi ön plana çıkarken, büyüme konusu geri plana düşüyor, belirsizlik ve kırılganlık yeniden tırmanışa geçiyor. Bu durum, gözlerin para ve maliye politikalarında yapılacak değişiklikler üzerine odaklanmasına sebep olurken, riskten kaçınma eğiliminin yeniden güçlendiği gözleniyor. Amerikan dolarının başta avro olmak üzere diğer paralara karşı güçlenmesi, sermaye ve emtia piyasalarında satış baskısının daha belirleyici olması gibi eğilimler, beklentilerde yaşanan değişikliğin sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Açıklanan ekonomik veriler ve yaşanan bazı önemli gelişmeler ise kafa karışıklığının artmasına yardım etmekten başka bir işe yaramıyor, durumu daha iyiymiş gibi göstermeye çalışan yönlendirme amaçlı yorumların etkisi ise sınırlı kalıyor. Açıklanan verilere göre ABD ekonomisi 2009 yılı üçüncü çeyreğindeki yüzde 2,2’lik büyümenin ardından dördüncü çeyrek dönemde yüzde 5,7 gibi oldukça yüksek oranda büyümüş! Anılan dönemlerde bir yandan işsizliğin artarak çift haneye yükseldiği, diğer yandan maliyet kökenli enflasyon baskılarının güçlendiği dikkate alınır ise açıklanan büyüme rakamları inandırıcı olmuyor ve güven vermiyor. ABD yönetimi söz konusu rakamlara bakarak bankaların kredilerde daha istekli olması ve büyüme ile işsizlik azalışına destek vermesini bekliyor, enflasyon konusunu önemsemiyor gibi bir görüntü sergiliyor. Özetle söylemek gerekirse mali sektör ve siyasi iradenin ekonomiye bakış açıları farklılaşıyor, aralarındaki uzlaşmazlık noktaları büyüyor; sonuçta para ve maliye politikalarına ilişkin belirsizlik artıyor. Bir tarafın enflasyon, diğer tarafın ise işsizlik konusuna odaklanması aynı dili konuşmalarını engellerken, para ve maliye politikası uygulamalarına ilişkin belirsizliği tırmandırıyor. Doların güçlenmesi ise riskten kaçınma eğiliminin bir sonucu olarak ortaya çıktığı, orta vadede enflasyonu olumlu, fakat büyüme ve işsizliği olumsuz etkileyecek potansiyeli bünyesinde taşıdığı için güven vermiyor. Bu durum bütçe açığına ilişkin endişeleri tırmandırıyor ve ikinci bir daralma şoku ihtimalini artırıyor. Avronun dolara karşı en çok değer kaybeden para konumuna düşmesi ise gözlerin AB ekonomisine çevrilmesinde etkili oluyor. Zira bu durum bir ay öncesine göre hem enflasyon baskısı riskini artırıyor, hem de AB ekonomilerinin, ekonomideki daralmayı terse çevirmesini zorlaştırıyor. Para ve maliye politikasına yönelik belirsizlik artarken, AB ekonomileri arasındaki dayanışmada çatlak seslerin sayısı artıyor. Yunanistan’ın çıktığı avrobond ihracında gelen talep, yapılan satış ve oluşan risk primi ilk elde bir rahatlama yaratsa da bu durum kalıcı olamadı: Hızlanan satışlar nedeniyle risk primi süratle yükselmeye başladı ve avrodaki değer kaybı hızlandı… Ekonomiler daralır ve bütçe açıkları büyürken Avrupa Merkez Bankası’nın her zaman önceliği enflasyona veren tavrı geleceğe dönük belirsizliği hızla artırmaya başladı. Küresel düzeydeki olası ikinci daralmanın merkez üssünün AB olma ihtimali yükseldi. Ülkeler veya bölgeler bazında gördüklerimiz her zaman doğru teşhis açısından yeterli olmayabilir. Küresel düzeydeki eğilimler açısından baktığımızda, yaşanan gelişmelerin tesadüf olmadığı ve bölgesel farklılaşmanın doğal olduğu düşünülebilir. Mevcut durumun sürdürülebilir olmadığı, ağırlaşmış sorunların mevcut yapı içinde çözülemeyeceği ve dengesizliklerin yerini kalıcı bir dengeye bırakamayacağı biliniyor. Küresel düzeyde günün kurtarılması başarı sayılıyor ve ekonomideki eğilimler ihmal edilirken, finansal piyasaların yönlendirilmesi ön planda tutuluyor. Sistemik risk artışını kontrol altında tutmak ve bilançolardaki yıpranmayı kabul edilebilir düzeyde tutmak açısından her şeyin fiyatının gerilediği deflasyonist ortamın geri gelmemesi için her tür risk alınıyor. Hal böyle olunca para politikasının gevşek düzeyini korumasından vazgeçilemiyor ve daha çok maliye politikaları tartışılıyor. Gevşek para politikası sermaye piyasaları ile birlikte emtia fiyatlarını da yükselterek sıkıntı yaratıyor: Enflasyon ve faiz beklentilerini olumsuzlaştırarak sistemik kırılganlığı artırıyor. Sorunlar ve kısa vadeli spekülatif bakış açısı nedeniyle yatay eğilim de pek kalıcı olmuyor. Sermaye piyasaları yükselirken emtia piyasalarının yatay seyretmesi gönülden geçiyor, ama pek mümkün olmuyor. Sorunların giderek ağırlaşacağı bir döneme girdik, bazı kesimlerin söylediğinin aksine tünelde görünen ışık kesinlikle gün ışığı değil. Enflasyonun ön plana çıkması ve işsizliğin ikinci plana düşmesi daha sert dalgalanmaları tetikleyerek istikrarsızlığı artırabilir. Tedbirli olmaktan vazgeçilmemesi hayati önemde olabilir!.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

