Tasarruf açığı olan bölgeler için belirsizlik artıyor...
Salı, 01 Aralık 2009 13:50


Küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini incelemeye başladığımızda, ülkemizde uygulanan politikaların yanlış olduğunun teyit edildiğini görüyoruz. Sorunlarımıza konulan teşhis ve devreye giren tedavi isabetli olsa idi yabancı sermayeye olan bağımlılığın artmaması, azalması gerekiyordu; sürdürülebilirlik bunu gerektiriyordu. Fakat teşhis ve tedavi yanlış olunca sorun ve dengesizlikler büyüdü, taşıma su ile değirmenin dönmeyeceğini anlamak için suyun kesilmesini görmek gerekmiyordu!..
Net yabancı sermaye girişi aksayınca dış talep daralmasına ek olarak iç talep de daraldı, bütçe gelirlerinin hızla azalması açığı büyütürken borçlanma ihtiyacını önemli ölçüde yükseltti, kredi hacmi büyüyemezken sorunlu kredilerde yaşanan tehlikeli tırmanış mali sistemi sarstı. Merkez Bankası’nın inisiyatif kullanması nisan ayı ile beraber yapay beklentilerle döviz kurunun geriletilmesi daha büyük sıkıntıları şimdilik öteledi. Enflasyon yerinde saysa da ekonomi daraldı, işsizlik ise yukarı yönde hareketlendi. Herhangi bir ekonomide gerek kamu kesiminin gerekse mali sektördeki durumun iyiye gitmesi, ancak geniş kesimlerin refah düzeyinin faaliyet gelirindeki artışa bağlı olarak yükselmesi sayesinde mümkün olabilir. Aksine geniş kesimlerin faaliyet geliri azalıyor ise kamu ve mali sektörün durumu iyiye gidemez; sadece dış finansman bulunabilir ve büyük bir tasarruf açığı yaratılırsa gerçeklerin açığa çıkması bir süre ötelenebilirdi. 2003-2008 döneminde küresel düzeydeki likidite bolluğu sayesinde giderek büyüyen bir cari açık verildi, geniş kesimlerin durumu hızla kötüleşir iken mali sektör ve kamunun durumu düzeliyormuş gibi göründü. Bu süreçte benimsenen politikalar bu çelişkiyi besledi ve güçlendirdi, sorunları ağırlaştırırken ekonominin geleceğine ilişkin belirsizliğe yeni rekorlar kırdırdı.
Fakat artık çok net olarak bilinen bir gerçek var: Tasarruf açığı büyük olan bölgeler çok riskli ve bu nedenle toparlanma olamayacak veya çok yavaş olacak; yeni bir denge için tüm politikaların ve önceliklerin değişmesi gerekecek. Tasarruf fazlası olan bölgeler ise sermayenin ilgi odağı olmayı sürdürecek. Bu yılın ikinci çeyrek döneminin başından itibaren gelişmekte olan ekonomiler cazibe merkezi olarak tavsiye edilmiş, gelişmiş olanlarındaki toparlanmanın yavaş olacağı iddia edilmişti; fakat tasarruf açığı olan kronik sorunlu durumdaki gelişmekte olanlara yönelik ilgi geçici imiş… Türkiye de ekonomik olarak bu geçici ilgiden bir süre yararlanmış! Ülkemizdeki etkili ve yetkili kesimler ne pahasına olur ise olsun yararlanmaya devam etmek istiyor, zira aksi durumda tüm politikaların değişmek zorunda kalacağı ve yapılmış tüm hesapların bozulacağını biliyor. Fakat özel sermayeyi tasarruf açığı olan bölgelere yönlendirmek pek kolay olmayabilecek gibi görünüyor.
Bugün için tasarruf fazlası olan ülkeler kolay toparlanacak ve büyüyecek, küresel sermaye de bu potansiyele ortak olarak pay almak isteyecek. Tasarruf açığı olanlardaki durum ise farklı: Girilir, kağıt üzerinde kazanç yapılabilir, fakat çıkmak istediklerinde ortalık karışır ve büyük kayıplara katlanmak zarureti ciddi sıkıntı yaratır. Üstelik girişlerin tasarruf açığını büyüterek sorunları iyice ağırlaştırması çok yüksek bir ihtimaldir. ABD-Çin arasındaki görüşmeler bu açıdan ilginçtir! Süper güç olma iddiasındaki bir ülkenin diğer tarafa rezervlerini dolarda tutmaya ve ‘Beni finanse etmeye devam et, yoksa kaos olur’ diye rica etmesini dikkatlice incelemek gerek. Bir an için düşünün, yatırımcılar dolar cinsi borçlanacak, bunları Çin’de yatırım yapmak için satıp yuan alacak, yuan değerlenecek ve Çin’in rekabet gücü azalacak; Çin ise hızla büyüyen dolar cinsi rezervlerini ABD Hazinesini finanse etmek için kullanacak ve büyük kayıplara ses çıkarmayacak… ABD böyle istiyor. Peki Çin hiçbir karşılık almadan böyle bir fedakarlığı niye yapsın? Sermaye girişini sınırlayıp yuanın değerlenmesine izin vermeyebilir ve ABD’yi finanse etmek yerine rezervlerinde hem dolar ağırlığını azaltarak farklı yatırımları pekala tercih edebilir…
Tasarruf fazlası olan ekonomiler sermaye girişlerini sınırlamaya başladılar… Korumacılık ve eşanlı olarak ticaret savaşlarının ayak sesleri ise gelmeye başladı. Bu yaşananlar küresel sorunlara küresel çözüm üretmek adına uzlaşı olmadığı, tasarruf açığı olan ekonomilerde ciddi ek sıkıntılar yaşanacağı anlamına geliyor.
Ülkemizde ise bu gerçekleri görmezden gelerek hazırlanacağı bilinen para ve borçlanma politikaları ise açıklanacağı günü bekliyor…
Daha henüz akıllanmadık, yaşananlardan ders çıkaramadık!..

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız