|
Pazartesi, 13 Temmuz 2009 09:21 |
|

Geleceğe yönelik ekonomik tahminler arasındaki büyük çelişkiler ve gerçeklerle bağdaşmayan varsayımlar nedeniyle belirsizlik yüksek düzeyini koruyor. Menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık değerlerindeki kayıplar kısmen geri alınmış ve kredi krizi hafiflemiş olsa da küresel talebin eski düzeyine gelemeyecek olmasının yaratacağı sorunlar bu süreçte belirleyici oluyor. 2010 yılı büyüme tahminini Dünya Bankası aşağı çekerken, IMF’nin yükseltmesi veya ülkemizde sınai üretimde yaşanan daralmanın azalması gibi eğilimler kimseyi rahatlatamıyor. 2000’li yıllarda gözlenen ve aşırıya kaçan talep artışında etkili olan faktörler ve ağırlaşan sorunlar, talebin daralmasında ve uzunca bir süre eski düzeylerin oldukça gerisinde bir düzeyde durgunlaşmasında etkili olacak gibi görünüyor. Faaliyet gelirlerinde yaşanan gerileme, gerek tüketimi veya yatırımı artırmak gerekse faaliyet dışı gelir yaratmak amacı ile borçlanmada aşırıyı zorlamak, zorunlu ihtiyaç maddesi fiyatlarında tırmanış, gelir dağılımında bozulma ve rekabet koşullarının olumsuzlaşması gibi faktörler talep daralmasında belirleyici olacak faktörler olarak dikkat çekiyor. Asıl önemlisi talepte yaşanan daralmanın bir kısır döngü yaratarak, kendi kendini besleyerek sistemik kırılganlığı artırması olasılığının ekonomiye yapılacak kamusal müdahalelerle ne ölçüde kontrol altına alınabileceği bilinmiyor. Zira talep daralır ise arz cephesinde maliyeti en yüksek olanlardan başlamak üzere bir yaprak dökümü yaşanacak; talep eski düzeyine gelemediği sürece bu durum bir süre geciktirilebilir fakat önlenemez. Arz cephesindeki sarsıntı faaliyet gelirleri olumsuz rekabet koşulları ve zorunlu ihtiyaç maddesi fiyatları yükseldiği sürece güçlenir; durgunluğu bunalıma dönüştürebilir. Sürecin bir parçası olarak sorunlu kredi artışı mali sektörü, azalan vergi gelirine bağlı olarak bütçe açıklarının büyümesi kamu kesimini yıpratır; kamunun mali sektörü kurtarmaya soyunması ve talep daralmasına duyarsız kalması başarısızlık ihtimalini iyice artırabilir. Ekonomide özel sektörün payı gerilerken kamununki artmak zorunda kalabilir, işsizlik ve enflasyonun birlikte yükseldiği bir durgunluk güven bunalımını iyice derinleştirebilir. Açıkça ifade etmek gerekir ise talepteki daralmanın nasıl ortadan kaldırılacağı, buna sebep olan dengesizliklere nasıl müdahale edileceği konusunda herhangi bir şey yapılmıyor. Talep daralması önlenemediği sürece harcanan çabaların istenen sonucu üretememe ihtimali artıyor. Birileri gelişmekte olan ekonomilerde iç talep artışına ihtiyaç olduğu, küresel ekonominin yeni lokomotifi görevine soyunmaları gerektiğini iddia ediyor. Fakat orta vadede bunun mümkün olmadığını görebilmek için ekonomist olmak da gerekmiyor. Örneğin ülkenizde olumsuzlaşan rekabet koşulları nedeniyle faaliyet gelirleri azalır, zorunlu ihtiyaç maddesi fiyatları yükselir ve daha önce alınmış borçlar sıkıntı yaratırken iç talep nasıl artabilir? Çin ve borcu olmayan bazı ekonomilerdeki iç talep artışı boşluğu doldurabilir mi? Asya Rusya krizleri sonrasında özellikle 2000’li yıllarda sonunu düşünmeden talep daralmasını önlemek adına aşırılıkları zorlamanın faturası bugün önümüze çıkmaya başladı. Geçmişte yaşanan hovardalığın diyeti ödenmeden bir şeylerin kolayca düzelmesini beklemek pek gerçekçi görünmüyor. Tüm ekonomiler eş anlı olarak lokomotif olarak inşaat sektörünü zorladı, likidite bolluğu bu süreci destekledi; sorunların ağırlaşması pahasına gün kurtarılmış oldu. Bugün sorunları çözmeden talepteki daralmayı kalıcı olarak durdurmak söylendiği kadar kolay ve kısa sürede başarılabilecek bir iş değil! Küresel bir uzlaşı veya korumacı önlemler olmadan rekabet koşulları ve gelir dağılımı düzelmez bozulur, talep de daralır...
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|