|

Yazının başlığına taşıdığımız söylem, ekonomi dünyası açısından sihirli bir sözcük… Dile getirildiğinde kimse itiraz etmiyor ve bunun nasıl olacağına ilişkin detaya pek bakılmıyor. Zira herkes kendi konumu açısından konuya yaklaşıyor, görmek istediğini görüyor. Eğer talep canlandırılır ise işçi işini kaybetmeyeceğini, hatta gelirinin artacağını; çiftçi ürününü daha iyi bir fiyattan satıp borç yükünü hafifletebileceğini; esnaf hem satışların artacağını hem de alacaklarını tahsil edebileceğini hayal ediyor. Bir kademe yukarıya çıktığımızda sanayiciler ve inşaatçıların stokların eriyeceği, alacakların tahsil edileceği, nakit sıkıntısının sona ermesi ile mal varlıklarının değerleneceği ve bankacılarla olan ilişkinin yeniden düzeleceği umudu ön plana çıkıyor. Bu aşamada kimse sormuyor, bu talep nasıl artırılacak? Sadece amatör bir şekilde sonuca odaklanılıyor: Hayali üzümün bağını sormak pek akıllarına gelmiyor!.. Hal böyle olunca sonradan ağlamak da pek bir işe yaramıyor… Eğer bir ekonomide ciddi yapısal sorunlar yok ise ekonomi büyüyor ve faaliyet gelirleri dengeli bir şekilde artıyorken, gelir dağılımı bozulmuyor ve rekabet gücü korunabiliyorsa kimse talep canlandırılmalı demiyor. Zira talep kendiliğinden artıyor. Fakat tam aksi olup da talep doğal bir sonuç olarak daraldığında her kafadan bir ses çıkıyor, talep canlandırılmalı söylemine kimse itiraz edemiyor, detaylara bakılmıyor. Ekonomide sorunlar ağırlaşır, gelir dağılımı bozulur, rekabet gücü azaldığı için faaliyet gelirlerinin eridiği dönemlerde de talep bir süre için canlandırılabilir, fakat bu durum kalıcı olamaz. Bireyleri gelirlerinden daha fazla tüketmeye ve tutarsız yatırımlara teşvik edip, zaaflarını geliştirirseniz ve bu süreci desteklemek üzere kredileri anormal bir hızla genişletirseniz sürdürülebilir olmamak kaydı ile talep artabilir. Ancak bu yönlendirmenin faaliyet gelirlerindeki erimeyi hızlandırıldığı ve bu sebeple alınan borçların geri ödenemez hale geldiği ve talebin çok sert bir şekilde daraldığı görüldüğünde çok ciddi bedeller ödenmeden çıkış yolu bulunamaz. 2000’li yıllarda ülkemizde yaşanan budur. Tarım ve sanayideki rekabet gücü kaybı ve gelir erimesine kayıtsız kalınmış, inşaat sektörüne aşırı destek verilmiştir; bireysel kredilerin çeşitlenmesi sayesinde olumsuzluklar fark edilmemiş, talep bir süre için artmıştır. Bu durumdan şikayet edenler zaten bazı sektörlerden çıkılması gerektiği yönündeki söylemlerle veya tehditkar uyarılarla susturulmuştur. Yapay canlılık kamu açıklarını azaltmış, bankaları yeniden sermayelendirmiştir. Fakat küresel krizle birlikte kredi akışı kesilmiş, saadet zinciri kırılmıştır. Tüm bu dönem boyunca ortaya çıkan mağdurlar buna sebep olan politikaları bilinçsizce desteklemek durumunda olmaktan kurtulamamıştır. Bugün yine aynı oyunu bir kez daha tekrarlama niyeti vardır!.. Geniş kesimlerin sırtındaki yükün iyice ağırlaşması kaçınılmazdır. Talebin canlandırılmasına itirazım yok, fakat nasıl olacağına ilişkin net bir görüşüm var. Talebin daralmasına yol açan sebepler ortadan kalkmadan, hatta ağırlaşması pahasına canlandırma çabalarına karşıyım. Sonucun bugünkünden çok daha büyük felaket olacağını biliyorum. Hem son yıllarda uygulanan politikaları savunup aynen devam edilmeli hem de talep canlandırmalı diyenlere güvenmiyorum, ya çok cahil ya da inançsız ve art niyetli olduklarını düşünüyorum. Bu sebeple talep canlandırılmalı diyenlere soruyorum: Gelir dağılımındaki bozukluk ve faaliyet gelirlerindeki erimenin rekabet gücünde yarattığı olumsuzluğu nasıl ortadan kaldıracak, daha önce alınmış borçları nasıl ödenebilir hale getireceksiniz? Herkes kendi yaptığı hataların bedelini ödemeli, başkalarına ödetmeye yönelik uyanıklık peşinde koşmamalı! Sürdürülebilir olmayan talep artışı kimlere yarayacak, kimlerin sırtındaki faturayı ağırlaştıracak? Asıl önemlisi bu adetsizliğin faturası nasıl ödenecek?.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|