| Söylem başka, eylem başka niyet ise bambaşka!.. |
| Pazartesi, 12 Ekim 2009 13:34 | |||
![]() Bir yandan kamuoyunda ön plana çıkarılan gündeme, diğer yandan ikinci plana sinsice itilen diğer gelişmelere baktığımızda belirsizlik ve kırılganlığın azalmadığını görüyoruz. Siyasi gelişmeler olumlu yönleriyle öne çıkarılır ve bu sayede beklentileri yönlendirme amacına ulaşmaya çalışılırken, genelde ekonomiye ilişkin olumsuzluklar gözardı ediliyor. Bu çaba bir ölçüye kadar gerekli, fakat yeterli olmadığı kesin. Evet, yapısal sorun ve dengesizlikleri çözmek ve bir daha belirsizlik yaratmasını önlemek için uzlaşı çerçevesinde yeni bir düzen için siyasi müdahale gerekiyor; ancak yapılanların beklenti düzeyinin ötesine geçemiyor olması geleceğe yönelik endişeleri artırıyor. Bakıyoruz, IMF-Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar yedi milyar insanın mutluluğu için değişecekmiş! Fakat bu süreçte küresel düzeyde borsalar yükselir iken emtia ve döviz piyasalarında yaşanan gelişmeler kafa karıştırıyor: sorunların hızla ağırlaşmaması için doların güçlü olmasına ihtiyaç var ama söz konusu paraya yönelik güvensizlik büyüyor, bu durum sistemik kırılganlığı artırıyor, altın fiyatı yeni rekorlar kırmayı sürdürüyor. Küresel canlanmaya ilişkin umutlar bir başka bahara ötelenirken, enflasyona ilişkin endişeler büyüyor. Genel durum ülkemiz açısından da çok farklı değil: İstanbul zirvesinin gerçekçi olmayan pembe mesajları abartılıyor, İstanbul’un finans merkezi olması projesi ısıtılıyor, IMF anlaşması gündemde tutulmaya çalışılıyor ve sözüm ola demokratik açılımlar çözüm olarak pazarlanıyor; Almanya’nın Türkiye ile arasındaki çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmasının yürürlüğünü tek taraflı olarak kaldırılması ve Türk kamu kurumlarını özel sektör kurumu konumuna indirmesi hiç konuşulmuyor, üretim ve tüketime ilişkin sorunlar gereken ilgiyi göremiyor. Geleceğe ilişkin riskleri ve yaratacağı tehlikeyi görmezden gelmek, iş dünyasının algılamalarını körelterek masallarla uyutmak hiçbir zaman çözüm olmadı, bundan sonrada olmayacak. Şahsen IMF ve Dünya Bankası gibi kurumların değişebileceğine inanmıyorum. Mevcut sistem ve ağırlaşan sorun ve dengesizlikleri nedeniyle ayakta durmakla zorlanıyor ise bu uluslararası kurumların başarısızlığı, hatta misyonunu tüketerek yıprandığı anlamına gelir. Bu gerçeği gizlemek adına daha toleranslı bir görüntü sergileyip değişim mesajları verebilirler. Söz konusu kurumlar statükodan yanadır, güçlülerin desteği ile ve onların çıkarlarını gözetmek koşuluyla varlıklarını korur faturayı diğer kesimlere çıkarırlar. Daha sorunlu bir ortamda yedi milyar memnun edecek şekilde değişmek onlar için mümkün olamaz zira faturanın sisteme, güçlülere çıkarılması anlamına gelir ki sonuçta desteksiz kalır yıpranır ve hayatiyetlerini koruyamazlar. Bazı kurumlarda gelişmekte olanların daha fazla söz sahibi yapılması statükonun değiştiği anlamına gelmez. Hiçbir yaptırım gücü olmayan G-20’nin operasyonu ile uğraşmak değişim değil, olduğu gibi görünmekten kaçınma çabasıdır. İtibar kaybı söylemle değil eylemle telafi edilebilir!.. Gelişmiş batılı ülkeler olumsuzluğu kontrol etmek için kamulaştırma, parasal genişleme ve korumacılıktan medet umuyor, kısmen başının çaresine bakmaya çalışıyor. Özellikle korumacı önlemleri gizlemek, küreselleşmenin iflas ettiğini itiraf etmemek için G-20 ve uluslararası kurumları kullanmaya çalışıyor. Yeni kurallar gelsin, dengesizlikler azalsın tasarruf fazlası olanlar daha çok tüketsin, açığı olanlar tersini yapsın, bu durumun gereğini yapmayanlara karşı yaptırım uygulanabilsin örneğin gümrük vergileri artırılabilsin!.. Bu yöndeki çabalar küresel canlanmayı sağlamayacağı gibi başka sıkıntılar yaratacak belki gelişmiş ekonomilerde işsizlik artış hızı yavaşlayacak fakat enflasyon seri bir şekilde tırmanacak. Ya sonra… ABD’nin Çin’den yaptığı ithalatı azaltmak ve yerli üretimi kısmen korumak için telafi edici gümrük vergisi uygulamasını genele yayması ABD’de enflasyonu, doların değerini faizleri, dünya ticaret hacmini ve küresel mali sistemi nasıl etkiler?.. Çaresizlik öyle hızlı gelişiyor ki sadece kısa vadeli ihtiyaçları karşılamak adına gelecek tüketiliyor… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

