Sonbahar yaklaşırken...
Pazartesi, 24 Ağustos 2009 12:27

alt

Son bir yıl içinde Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmelere baktığımızda, etkili ve yetkili kesimlerin nakarat haline getirdiği söylemlerin aksine, durgunluktan çıkış yönünde herhangi bir gelişme göremiyoruz.
Hükümet ekonomiye şok vermek adına açıklayacağı yeni bir paket kalmayınca, sözüm ona demokratik açılımlardan canlanma bekliyor!
Merkez Bankası ise suni teneffüse hala devam ediyor ve daha ciddi riskleri göze almak dışında bir çıkış bulamıyor…
Finansal piyasalar ise gerçeğin tam aksini fiyatlamak konusunda ısrarlı bir yapaylığın kurbanı olmaktan kurtulamıyor.
Bankalar ise bir şeyler yapıyormuş gibi görünmek adına havanda su dövmeye devam ediyor.
Küresel kriz nedeniyle dünya genelinde toplam talep, ticaret hacmi ve sermaye hareketleri oldukça seri bir şekilde daralmıştı. Daha önce eşi benzeri görülmemiş parasal genişleme ve kurtarma paketleri sayesinde panik eğilimler kontrol altına alındı, bilançolardaki tahribat ve kredi açmazı kısmen onarılabildi; fakat toplam talep ve ticaret hacminin eski düzeylerine gelemeyeceği, net borçlanmanın da pek olası olmayacağı açığa çıktı.
Bu ortamda mevsimlik koşulların da yardımı ile ülkemizdeki iç talebi harekete geçirerek ve Merkez Bankası’nın parasal genişlemeye devam etmesinin de yardımı ile küresel koşullar normalleşinceye kadar idare etme çabası ön plana çıktı.
Merkez Bankası’nın kısa vadeli faizleri yüzde 0,5 puan düşürerek yüzde 7,75’e indirmesi durgunluktan çıkma yönünde yeterli mesafe kat edilemediğini söylüyor. Bankalar aracılığı ile bütçe ve finansman açığı büyüyen kamu desteklenirken, mali sektör koruma altına alınıyor.
Etkisi tükenen paketlerin iç talep üzerindeki etkisi azaldıkça sonbahar ayları kabus olmaya başlıyor. Bir şeyler yapmak zorunluluğu hisseden bankalar ise seçici olmak koşulu ile konut kredisi faizlerini düşürmekte yarışmaya başlıyor!
Bir yıl vadeli konut kredilerinin faizi aylık yüzde 0,59’a kadar gerilerken, beş yılın üzerindeki vadelerde yaşanan gerileme sınırlı kılıyor. İnşaat sektörünün harekete geçerek iç talebi uyarması ve ekonomiyi durgunluktan değil, bunalımdan uzaklaştırmasını umuyorlar! Başka bir deyişle gerçekçi olamıyor, sadece hayal kuruyorlar.
Gerek küresel düzeyde gerekse ülkemizde kısa vadeli spekülatif eğilimler nedeniyle likit olmayan gayrimenkul şeklindeki yatırımlar artık cazip değil. Ayrıca konuta ihtiyacı olanlar en temel zorunlu ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor, borçlarını yapılandırmak durumunda kalıyor; ihtiyacı olmayanlar ise daha önce aldıklarını elden çıkarmaya çalışıyor.
İnşaat firmaları ellerindeki stoğu eritebilmek için on yıla kadar vade yaparken, bankaların bir yıl vadeli kredilerde faiz düşürme yarışına girmesi beklentileri etkilemek dışında herhangi bir anlam taşımıyor.
Kamu açıkları ve sorunlu krediler büyür, işsizlik artar ve olumsuzlaşan rekabet koşulları nedeniyle faaliyet gelirleri erirken durgunluktan nasıl çıkılacak?
Mali sektörün akım şeklindeki gelirlere değil de stok şeklindeki teminatlara bağlı kredi anlayışını öne çıkarması belirsizliğin yüksek olduğu anlamına gelir; seçici olmaları ise kırılganlığın ve sistemik riskin ciddiyetini koruduğuna işaret eder. Birilerinin ifade ettiği gibi ülkemizde ötelenmiş talep yoktur, tam aksine dolmuşa binilmiş ve geleceğin gelirleri tüketilmiştir ve bu sebeple tüm politikaları değiştirmeden durgunluktan çıkılması olası değildir. Son altı yıl içinde borçlu birey sayısının yedi kat artarak toplam istihdamı aşması başka türlü değerlendirebilir mi?..
Mevcut politikalar devam ettiği sürece yaprak dökümü yeniden hızlanacak, ekonomi daralır ve gelirler erirken işsizlik ve istikrarsızlık artacak… Döviz kurunun düşmesi veya yükselmesi kısa vadede bu olumsuzluğu etkilemeyecek, fakat yaşanması zorunlu bazı gelişmeleri hızlandırabilir!..

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız