|

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan veriye göre, sanayi üretimi 2009 yılı Mart ayında bir önceki senenin aynı dönemine göre, yüzde 20,9 oranında gerilemiş. Bu rakamda, beklentileri yönlendirerek, günü kurtarma amacı ile iyimser bir şeyler arayanları şimdilik bir kenara bırakıp gerçeği arayalım. Söz konusu veri, krizde ‘dip’in göründüğü, bundan sonra işlerin düzeleceği anlamına gelir mi? Öncelikle sınai üretimin bir önceki aya göre yüzde 13,4 oranında artması, mevsimlik dalgalanmaları hesaba katmadığı için anlamlı değil. Açıklanan verinin beklenenden daha az kötü çıkması da söz konusu beklenti piyasalar tarafından fiyatlanamadığı için herhangi bir değer taşımıyor. Ortada bir tek gerçek var: Bir yıl öncesinin aynı dönemine göre ocak ayında yüzde 21,3, şubatta yüzde 23,8 oranında gerileyen sınai üretimdeki daralma gücünü koruyor. Mart ayı içinde yerel seçimlere bağlı hareketlilik yanı sıra vergi indirimlerinden oluşan dördüncü ve beşinci paketlerin yarattığı ek talep, gerilemedeki ivmeyi kontrol altına alamamış gibi görünüyor. Ayrıca Türkiye ekonomisinin 2001 krizi sonrasında iç talep yetersizliği nedeniyle ihracata yöneldiği ve o günden bugüne ihracatın 30 milyar dolardan 130 milyar dolara, çok olumsuz koşullara rağmen sıçradığını hatırlamak ve söz konusu miktarın yüzde 86,6’sının sanayi ürünlerinden oluştuğunu unutmamak şartıyla soralım: Bu yılın ilk çeyrek döneminde ihracattaki daralma neden yüzde 30 düzeyini aştı? Yanıt dış talepteki daralma ve bunun hangi boyutlara ulaşabileceği belli değil! Sanayi üretiminde gerek iç gerekse dış talep yetersizliği nedeniyle yaşanan çok yüksek oranlı gerilemeler, geleceğe yönelik belirsizliği önemli ölçüde artırıyor. Zira ortaya çıkan bu durum daha önce yapılmış hesapların çarşıya uymasına izin vermiyor. Oluşan arz fazlası rekabet koşullarını iyice olumsuzlaştırıyor. Piyasa fiyatları gerilerken, düşen kapasite kullanımı nedeniyle maliyetler yükseliyor ve toplam faaliyet gelirleri negatife iniyor. Bu durumda da faaliyeti sürdürmek imkansızlaşmaya başlıyor. Sınai ürün pazarındaki daralma, maliyeti görece yüksek olanlardan başlamak üzere yaprak dökümünü zorunlu hale getiriyor. Daha önce kullanılmış kaynakların geri dönüşü ve taze kaynak temini zora giriyor. Devlet desteği ve Kredi Garanti Fonu sayesinde bu açmazın aşıldığını varsaysak bile üretimi maliyetin üzerinde bir bedelle kime satabileceğiz? Bu yılın ilk çeyrek dönemindeki rakamlar, özetlemeye çalıştığımız olumsuz sürecin tüm hızıyla yaşanmaya devam ettiğini söylüyor. Hepsi bu kadar değil: Kapasite fazlası nedeniyle yeni yatırım olmayacak, işsizlere yeni iş yaratılamadığı gibi mevcut olan da korunamayacak. Kayıt dışılık ile mücadele de ekonomik daralma nedeniyle bir başka bahara kalmak durumunda olacak. Diğer taraftan eriyen faaliyet gelirleri nedeniyle işini kaybetmeyenlerin de geliri azalıyor, borçlanma imkanları daralıyor, ki bu durum da zorunlu ihtiyaç dışındaki ürünlere yönelik talep daralmasının etkisini koruyacağı anlamına geliyor. Ekonomi daralır, işsizlik artarken enflasyon düşse ne olur düşmese ne olur!.. Döviz kuru yükselmesin diye yapılanlar sınai üretimi rahatlatacak mı? Beklentilerle günü kurtarmaya çalışan kesimler neden hedefteki orta gelir grubunun belini kırdıklarını ve eski yaklaşımların artık işe yaramayacağını göremiyor? Finansal piyasalar başta sanayi üretimi olmak üzere geniş kesimlerin içine düştüğü açmazı neden görmezden geliyor? Gerçeklerden korkanlar çözüm yollarını bulabilir mi? Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|