Neler oluyor?
Cumartesi, 22 Mayıs 2010 15:16


Son bir ay içinde piyasalarda yaşanan çalkantının giderek şiddetlenmesi hem gerginliği artırdı, hem de belirsizlik ve kırılganlığı tırmandırdı. Sermaye, kredi, döviz ve emtia piyasaları karıştı; fiyat oynaklığı kırmızı alarm düzeylerine ulaştı ve riskten kaçınma eğiliminin artması ile birlikte likidite azaldı. Küresel düzeydeki bu gelişmeler doğal olarak ülkemizi de etkiledi ve önümüzü göremez hale geldik.
Piyasaları yakından izlemeyenler ne demek istediğimizi pek anlamamış olabilir, bu nedenle konuyu açmamız gerekiyor: Yukarıda özetlemeye çalıştığımız tablo küresel düzeyde yeni ve sarsıcı bir ekonomik daralma ve istikrarsızlık olasılığını artırıyor: Ticaret hacmi daralabilir, işsizlik tırmanışa geçebilir, borç-alacak ilişkilerindeki sıkıntı anormal boyutlara ulaşabilir.
Salt Türk Lirasının değerinde son haftalarda yaşanan gelişmelere baktığımızda bile durumun ciddiyetini anlayabiliriz. Türk Lirası değerlenme eğiliminde idi ve avro küresel düzeyde değer kaybediyordu; bu durum ihracatımızı rahatsız ederken finansal piyasaları coşturuyordu. Derken bir kara perşembe yaşandı, roller bir günde değişti. Panik satışlar nedeniyle Türk Lirası bir gecede yüzde 5’i aşan oranda değer kaybetmişti, fakat bu durum kalıcı olmadı. Devamında Türk Lirası hızla değerlendi ve özellikle avroya karşı son bir yılın rekorlarını kırdı, üzülen ve sevinenlerin başı dönmeye başladı. Geçtiğimiz hafta sonu ise yeni bir olumsuz dalga herkesi sarstı, geleceğe yönelik hesap yapmak imkansızlaştı. Petrolün dolar bazında varil fiyatı son bir ay içinde yüzde 20’yi aşan oranda gerilerken, altın benzer oranda değerlendi; sermaye piyasalarındaki kayıp ise yüzde 10’u aştı.
Tüm bunlara bakıp neler oluyor diye sorabilirsiniz: Birkaç ay önce küresel düzeyde yaşanacak ikinci büyük sarsıntının merkez üssünün avro bölgesi olacağını yazmıştık. Birileri Avrupa Birliği’nin zaaflarını ve sorunlarını kullanarak, Avrupa Merkez Bankası’nı para politikasını kontrolsüz bir şekilde gevşetmeye zorluyordu; Almanya ise başına gelecekleri gördüğü için bu oyunu bozmaya çalışıyordu. Bu oyunda finansal piyasalar ve Almanya karşı karşıya getiriliyordu. Önce Yunanistan, Portekiz ve İspanya dedikoduları, ülke borcu konusunun ön plana çıkması, söz konusu ekonomilerin kredi notlarının düşürülmesi, avroya yönelik spekülatif atakların hem kronikleşip hem de güçlenmesi tesadüf değildi. Almanya hep geri adım atmak zorunda kalınca avroda daha sert kayıplar da yaşandı. En son 750 milyar avroluk paket sonrasında hedefe ulaşıldığı düşünüldü, zira Avrupa Merkez Bankası tahvil almaya başlamış, engeller aşılınca direnci kırılmıştı!..
Fakat geçtiğimiz hafta içinde Almanya yeni bir hamle ile sahneye çıktı ve finansal piyasaları sendeletti, bu süreçte riskten kaçınma eğilimi güçlendi, yazının başında söylediğimiz tablo oluştu. Almanya avro bazlı devlet tahvillerinde, bunlara ilişkin kredi riskinde ve bazı finansal hisse senetlerinde açığa satış yasağı getirdi. Piyasalar bu durumdan rahatsız oldu ve yine Almanya’ya geri adım attırmak amacıyla olumsuz tepkiler vermeye başladı. Aslında Almanya avronun değerini korumaya çalışıyor ve Avrupa Merkez Bankası’nın tahvil alımlarını oldukça sınırlı tutmasını istiyor, piyasanın baskısını azaltmak için de oyunun kuralını değiştirmeye çalışıyor. Tabii ki bu durum finansal piyasaları ve yönlendirenleri çok rahatsız ediyor. Ortalık karışıyor, işin sonunun nereye varacağı kestirilemiyor. Aklını kullananlar ise yanmamak adına risklerini azaltmaya çalışıyor.
Bu olup bitenler ülkemizi de yoğun şekilde etkiliyor; bankacısından sanayicisine, siyasetçisinden ihracatçısına, bürokratından tüccarına kadar herkesin başını döndürüyor, herkese bir fatura çıkarıyor…

Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız