| Ne ekersek onu biçmeye devam edeceğiz... |
| Pazartesi, 28 Aralık 2009 13:45 | |||
![]() Oldukça sıkıntılı başlayan bir seneyi geride bırakıyoruz. Küresel düzeyde belirsizlik ve kırılganlık çok yüksekti, alınan önlemler umulan sonucu üretemiyor, güven bunalımının paniğine dönüşmesi önlenemiyordu. Birkaç ay içinde her şeyin fiyatı düşmüş, borç-alacak zinciri kırılmış, her alanda yaşanan olumsuzluk dalga dalga büyümeye başlamıştı. Kimse önünü göremiyordu. Dış koşullar Türkiye ekonomisini de etkilemişti. Faizler düşürülüyor, döviz kuru yükseliyordu; sermaye piyasaları ise riskten kaçınma eğilimi nedeniyle bunalmıştı. Reel kesim ise hızla daralan iç ve dış talep nedeniyle şaşkındı, kimseye güvenemez hale gelmişti. Yılın ilk iç ayındaki bu psikoloji ile son üç ayındaki bu psikoloji ile son üç ayında yaşananlar arasında ciddi farklar var: Evet kısa vadeli algılamalar kısmen düzeldi, fakat yaşanan sıkıntıya sebep olan sorunlar çözülemedi; bu durum kamu ve mali kesim ile reel kesimin geleceğe yönelik beklentileri farklılaştırdı. Eğer kısa vadeli bir bakış açısı ile dünyaya ve Türkiye’ye bakıyor iseniz her şeyin düzelmeye başladığını düşünebilirsiniz; bu durum ya çıkarlarınızın bilincinde olup başkalarını da yönlendirdiğiniz ya da etkili ve yetkili kesimler tarafından yönlendirildiğiniz anlamına gelebilir. Evet, borç-alacak konusundaki sıkıntılar hafifledi: Stokların erimesi, banka borçlarının yapılandırılmış olması gibi unsurlar bu süreçte etkili oldu. Bazı işletmeler faaliyetini tümüyle durdurdu, bazıları ise idare etti. Fakat yaşananlar rekabet koşullarını bozarak hem faaliyet gelirlerini eritti, hem de gelir dağılımını bozdu; işsizlik arttı, hala işini koruyanların satın alma gücü azaldı; iç ve dış talepte güçlü bir toparlanma olamayacağı anlaşıldı, piyasa fiyatı ile maliyetler arasındaki ilişki geleceği karartan önemli bir değişken haline geldi. Algılamalar değişti, sorunlar farklılaşarak ağırlaştı; sürdürülebilir nitelikte yeni bir denge kurulamadı. Spekülatif eğilim ateşi yapay olarak canlı tutulmaya çalışılırken, orta vadeli yatırım potansiyeli küçüldü. Bazı kesimler Türkiye’de ve dünyada girişimci yetersizliğinden şikayet etmeye başladı. Bu aşamada sormak gerekiyor, 2000’li yıllarda girişimci ihraç eden bir ülke iken nasıl oldu da girişimci sıkıntısı çeken bir ekonomi haline geldik? Önümüzdeki yıllarda bu konuda nasıl bir eğilim yaşanır? Son on yılda ülkemizde uygulanan politikalar ve yaşanan gelişmeler, geleceğe ipotek koyan sorunların oluşması ve ağırlaşmasında belirleyici oldu. Türkiye siyaseten yabancı sermaye ne bunu yönlendirenlerin vesayeti altına girip günü kurtarmaya odaklandıkça kendi çıkarlarından vazgeçer hale geldi; 2001 krizi bu süreçte belirleyici oldu. İç talep daralınca üreten kesimler ihracata yöneldi; fakat dış pazar da sorunlu idi. Üretimde kullanmak üzere ithal ettiğimiz ürün fiyatları yükselir iken ihraç ettiğimiz ürün fiyatları geriliyordu. Bu koşullarda önceliğin enflasyona verilmesi ve Türk Lirasının değerlenmesi için çaba harcanması yerli girişimcilerin hareket yeteneğini sistemli bir şekilde daralttı ve sırtını yere yapıştırdı. Yerli üretici içeride ve dışarıda rekabet gücünü kaybetti, tasarruf açığı büyüdü, dışarıya bağımlılığı arttı. Bu koşullar nedeniyle Türkiye girişimci ihraç eden bir ülke haline geldi: Bir kısım girişimci üretimlerini daha uygun maliyet koşullarının olduğu ekonomilere kaydırmak zorunda kaldı. Diğerleri de inşaat başta olmak üzere ek faaliyetlerle bu sıkıntılı dönemi atlatmayı umdu. Fakat kimsenin hesabı tutmadı: Küresel kriz dış pazarları kurutunca iç pazar da daraldı ve tüm sektörler yıprandı. Durumun ciddiyetini gören bilinçli yatırımcı risk almaktan kaçındı, diğerleri ise maddi manevi çok şey kaybetti ve yıprandı. Eğer dış pazarlar toparlanmayacak ve içeride eski politik tercihlere devam edilecek ise aynı hataları tekrarlamanın anlamı kalmadı. 2009 yılı ciddi bedeller ödeyerek çok şey öğrendiğimiz bir yıl oldu, fakat bilinç düzeyindeki bu sıçrama etkili ve yetkili kesimleri memnun etmedi; zira günü kurtarmak zorlaştı. Yeni bir yıla giriyoruz ve girişimci sayısını hızla eriten politikalara devam edileceğini ve dış pazar koşullarının düzelmeyeceğini biliyoruz. Etkili ve yetkili kesimler ise özel sektör yatırımları sayesinde büyümenin mümkün olacağını düşünüyor ve girişimci sıkıntısını aşmanın yolunu arıyor! Politikalar ve öncelikler değişmez ise girişimci sayısı azalmaya devam edecek ve sürdürülebilir büyüme mümkün olmayacağı gibi sorunlar daha da ağırlaşacak… Ne ekersek onu biçmeye devam edeceğiz… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

