Lafa değil, eyleme bakın!
Pazartesi, 17 Ağustos 2009 09:06

alt

Gerek küresel düzeyde gerekse ülkemizde ekonomik gelişme ve eğilimlere yönelik değerlendirmeleri okuduğumuzda aklımızın karışması normal. Bu olumsuzluğu gidermek ise çok zor değil: Duyduklarınızı ve okuduklarınızı önce boş verin, çevrenizde olup bitenleri gözlemlemeye çalışın. Bilgi kirliliğinden arındığınızda anormalliğin kaynağını anlamakta sıkıntı çekmezsiniz.
Faaliyet gelirlerinin rekabet koşullarındaki bozulmaya bağlı olarak erimesi, borç-alacak zincirinin kırılması ve sorunlu kredilerin artışı, gelir dağılımının bozulması gibi eğilimler sistemik riski artıran çok ciddi yapısal sorunlardır ve bunlar ağırlaştıkça sürdürülebilir büyüme ve istikrarın geri gelmesi imkansızdır. Aksini söyleyenlerin ya derdi başkadır ya da niyeti bozuktur.
Talebi yeniden artırabilmenin, sorunlu kredi miktarını azaltabilmenin ve işsizlikteki tırmanışı durdurabilmenin kalıcı yolu, rekabet gücünü ve faaliyet gelirlerini artırmaktan geçer. Bu mümkün değil ise içine girilen durgunluktan çıkmak da olası değildir. Normalleşme tekrar büyümeye bağımlı ise büyümenin yokluğunda istikrarsızlık katlanarak artacak ise masallarla zamanı israf etmenin anlamı yoktur.
Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekir ise mevcut küresel düzen iflas etmiş, çökmüştür. Yeni bir düzen ihtiyacı vardır, fakat gerekli uzlaşı yoktur. Hal böyle olunca kendi ürettiği sorunları çözemeyen, tükenmiş eski yapı ile idare etmek zorunda kalınmaktadır. Sadece kısa vadeye odaklanılmıştır ve genel yönlendirme spekülatif karakterlidir; amaç sadece günü kurtarmaktır ve kıt kaynaklar hesapsızca israf edilmektedir. Bu koşullar rekabet koşulları ve faaliyet gelirlerini daha hızlı bir şekilde olumsuzlaştırırken, faaliyet gelirlerini eritmekte, devamında ise hem kamu açıkları hem de mali sektörün sorunlu kredileri büyümektedir. Bunlar yaşanırken durumun düzelmekte olduğunu söyleyenler bilerek veya başkasının papağanı olarak bilmeden yalan söylemektedir; kafa karışıklığının sebebi de onlardır.
Örneğin ülkemizde bankaların büyüyen kamu açığını finanse etmek için seferber olması, fakat kredileri kısması anormal bir durumdur. Eğer işler düzelecekse Hazine de desteklenir, kredi de verilir; yok eğer düzelmeyecek ise her ikisinden de uzak durulur. Hal böyle olunca sormak gerekiyor: Bankalar ne yapıyor? Kredi konusundaki tavırlarına bakılır ise durum çok daha kötüye gidecek; Hazine’ye verdikleri desteğe bakılır ise işler zamanla düzelecek!
Peki hangisi doğru?..
Kimseye devredemeyecekleri menkul kıymet portföyleri, Merkez Bankası’nın spekülatif teşviki dikkate alınır ise Hazine’yi desteklemek konusunda seçme şansları yok ve gerçek kanaatlerini kredi konusunda açığa vuruyorlar. İşlerin düzelmeyeceğini, dalga dalga olumsuzluk dozunun artacağını biliyorlar. Hem Hazine’yi destekler hem de eskisi gibi kredi vermeye devam ederler ise veya her ikisinden de kaçınılır ise ömürleri çok kısalacak, bu yılın sonunu göremeyecekler. Hazineyi destekleyip, krediyi kısarak ömürlerini biraz olsun uzatmaya çalışıyorlar. IMF anlaşmasını da kaderlerini biraz daha geciktirmek için istiyorlar.
Bu değerlendirmeyi aşırı karamsar bulanlar için alternatif bir yorum yapalım: Söylediklerine bakmayın, ama önlerini göremedikleri kesin ve Hazine’yi mecburen destekliyorlar!
Ne diyelim, siz lafa bakmayın ve kafanızı karıştırmayın; çok laf yalansız olmuyor! Çevrenize ve çok konuşanların kendileri için yaptıkları eyleme bakın, her şeyi daha net görmeye başlarsınız…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız