| Küreselcilerin evdeki hesabı tutmuyor!.. |
| Pazartesi, 14 Aralık 2009 13:13 | |||
![]() Son birkaç haftada küresel düzeyde yaşanan gelişmeler, finansal piyasalarda sınırlı kalan iyileşmenin kalıcı olmayabileceği ve 2010 yılının bir öncekine göre daha zor olabileceğini düşündürüyor. Dubai ile başlayan sistemik risk, başta Yunanistan olmak üzere Doğu Avrupa ekonomileri ve İspanya ile devam etti; küresel kırılganlık finansal piyasaları dalgalandırdı ve oynaklık arttı. Döviz ve hammadde piyasalarındaki istikrarsız dalgalanmalar sermaye piyasalarını da aynı yönde etkiledi. Pek çok ekonomi gelirlerindeki azalmayı kontrol edememek ve harcamaları kısamamak nedeniyle büyüyen tasarruf açıkları ve borç ödeme sorunlarını nasıl çözeceğini bilemiyor. Başka bir deyişle nisan ayında küresel düzeyde yaratılan yapay likidite şoku kısa vadeli algılamaları etkilemiş olsa bile normalleşme mümkün olmadı. Sorunları çözmek için tasarruf etmemiz gerekiyor, fakat önce harcayalım, çarklar yeniden dönmeye başlasın ve daha sonra tasarrufları artırarak sorunları çözelim yaklaşımı başarılı olamadı. Belirsizlik ve kırılganlığın arttığı gerçeği aleniyet kazandı. Bu aşamada sormak gerekiyor, artık öncelikle sorunları çözmek zorunda mı kalacağız ve bu durumda neler yaşayacağız? Yoksa ısrarla çözümleri normalleşme sonrasına erteleyip o zamana kadar açıkları ve sorunları büyütmeye mi devam edeceğiz? Veya küresel yönlendirme ikinci plana kayacak ve her ekonomi başının çaresine bakmak adına kendisi için en uygun yaklaşım ne ise onu seçmek durumunda mı kalacak? Bu sorular bu nitelikte sorulmuyor, zira ortaya çıkacak yanıtlar kimsenin işine gelmiyor. Eğer sorunların çözümüne küresel düzeyde öncelik verilecek ise son bir yılda yaşanandan çok daha büyük bir daralmanın etkisi ciddi sıkıntılara neden olacak tüm öncelik ve uygulamaların değişmesi gerekecek. Yine küresel düzeyde önce normalleşme sonra çözüm anlayışında ısrar edilecek ise bu kez enflasyonist baskıların çok daha ciddi olacağı gerçeği başarı şansını sınırlayacak; zira son bir yılda yaşanan dönemde mali sistemi korumak adına bu tercih yapılmıştı, fakat enflasyonist baskı tüm hesapları bozuyor. Bu iki seçenekte de yaşanacak sıkıntılar küresel yönlendirme ihtimalini azaltırken her ekonominin kendi başının çaresine bakması gerekeceği anlamına geliyor. Siyasi hesaplar adına bazı ekonomiler için tercih şansı o ülkede yaşayanlara bırakılmayabilir!.. Büyüyen tasarruf açığı nedeniyle kredi notu düşürülenler kendileri için uzun tercihi yapacak; tasarruf fazlası olanlar güçlenmeye devam edecek; fakat Türkiye gibi tasarruf açığı olduğu halde kredi notu olumlu yönde ayarlananların tercih değişikliğine pek izin verilmeyecek gibi görünüyor… Örneğin Yunanistan küresel krizden çok etkilendi hem turizm ve taşımacılık gibi uzmanlaştığı alanlarda ciddi bir gelir azalması yaşadı, ayrıca Doğu Avrupa ülkelerine yaptığı yatırımlarda beklediğinin tam aksi sonuçlar üretmeye başladı. Alımlardaki daralma ve yanlış yatırımlar borç ödemelerine ilişkin sıkıntıyı artırdı. Bu koşullarda tasarruf açığını büyütmek ve bunu finanse etmek pek mümkün olmadığı için politik tercihler mecburen değişecek. Hem harcamalar kısılacak, hem de içte ve dışta alınan riskler azaltılacak, mecburen küçülecek ve bu durum sosyal ve siyasi dengeleri sarsacak. Bunlara katlanmak dışında bir seçeneği olmayacak. AB ülkeleri Yunanistan’ı rahatlatmak için ek maliyete katlanmak istemeyecek ve komşunun umutları boşa çıkacak. Borçları mecburen yapılandırılacak fakat yeni imkanlar yaratılmayacak, mevcut koşullarda gelirleri artırmak mümkün olmadığı için harcamalar kısılacak… Kredi notu düşen ekonomilerde yaşanacaklar bizim için de önemli. Türkiye’nin de ciddi bir tasarruf açığı var ve gelir artışı yolu ile bunu terse çevirmesi olası değil; fakat harcamaların kısılması da ayrı bir sorun. Eski politikaların devamından yana olanlar kamu harcamalarını, bireyler ise azalan gelirlerine rağmen tüketim harcamalarını arttırsın ve gün kurtarılsın istiyorlar. Net tasarruf açığının büyümesi gerektiğini, finansman için de Batı’nın tavsiyecileri dışına çıkılmamasını umuyorlar. Büyüyen sorunlar ise masallarla geçiştiriliyor. Biliyorlar tasarruf açığını öncelikle azaltmaya çalışmak, tüm politikaların değişmesini gerektirecek ve bunu istemiyorlar!.. Kendi statükolarını korumayı, Türkiye’ninkine tercih ediyorlar… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

