|
Pazartesi, 16 Şubat 2009 15:36 |
|

2009 yılı Şubat ayı ortası itibariyle gerek Türkiye gerekse dünya ekonomilerinin sergilediği genel görüntü pek iç acıcı değil! Ekonomik daralma boyut kazandıkça işsizlik artıyor, güven bunalımı derinleşirken geleceğe yönelik istikrarsızlık endişeleri yükselmeye devam ediyor. Finansal piyasalarımız ve iş dünyamız ise önlemleri almakta geciktiği için hükümeti eleştiriyor; diğer ekonomilerde, olumsuzlaşma eğilimlerini durdurmak ve yönünü değiştirmek adına yapılanları emsal olarak görüyor. Yetkililer ile etkililer arasındaki ilişkilerin farklılaşmaya başladığı dikkat çekiyor. Aslına bakılırsa herkesin durumu kötüleşiyor, herkes kendi derdine öncelikle çözüm istiyor. Fakat gerek finansal piyasalar gerekse büyük döviz borcu olan etkili kesimlerin sesi daha yüksek çıkıyor: Bir anlamda geniş kesimlerden gelen taleplere duyarsız kalınmasını, mali disiplin konusunda hiç taviz verilmemesi ve hatta daha katı olunmasını, bir an önce IMF ile anlaşılmasını istiyorlar. Açıkça söylemek gerekir ise etkili azınlık ile büyük çoğunluğun çıkarları çatışıyor, hepsini birden memnun etmenin imkansız olduğu biliniyor. IMF etkili lehine oyuna katılmaya istekli görünürken, hükümet yerel seçimler öncesinde kararsız bir görüntü sergiliyor. Büyük çoğunluğun taleplerine duyarlı olunsa bütçe açığı büyüyecek, etkili azınlık hatırı sayılır bir bedel ödemek durumunda kalacak; yok eğer IMF ve mali disiplin lehine tercih kullanılır ise tüm birikmiş maliyetler büyük çoğunluğa çıkarılacak. Her halükarda ekonomi daralacak ve işsizlik artacak, hükümet yıpranırken istikrarsızlık dalga dalga büyüyecek. Zira ilk ihtimalde talep daraldığı ve kredi krizi derinleştiği için döviz kuru yükselecek ve içinden çıkılmaz bir kısır döngüye düşülecek; diğer olasılıkta ise Türk Lirası hızla değer kaybettiği için talep daralacak ve kredi sorunu ağırlaşacak. Hangi eğilimin sebep, hangisinin sonuç olduğu anlamsız bir detay olmaktan öteye gidemeyecek. Hükümeti IMF ile anlaşmakta ve önlem almakta geciktiği için eleştiren etkili azınlığa sormak gerekiyor: Cari açığın büyümesini, dış borç stoku ve toplam kur riskinin artmasını, üretenlerin içinden çıkamayacakları kadar zor duruma düşmesini ve kredi krizini önlemek adına yapılması gerekenlere neden karşı çıktınız? Neden sorunların büyümesini durdurmak adına harekete geçilmesini talep etmediniz? Neden finanse edilebildiği sürece cari açık sorun yaratmaz aymazlığının yaratıcısı oldunuz? Bugünkü sıkıntıların oluşmasına büyük katkı yapan ve bu durumdan menfaat sağlayan etkili azınlığın eleştirilerinin bugünkü itibarı ne olabilir? Olumsuzluklara etkili ve seri müdahale konusunda etkili azınlık ile hükümetin birbirlerine söyleyecek hiçbir lafı olamaz; yapacakları eleştiriler, bumerang gibi döner kendilerini vurur. Bugüne kadar günü kurtarma adına işbirliği yapanlar, sorunlar hızla ağırlaştıkça hesap verme gününün yaklaştığını yoğun bir şekilde hissediyor ve çok korkuyorlar. Ektili çevrelerde döviz kurunun olası yükselişi ön plana çıkar ve diğerlerini bastıran bir korku hakim olurken, hükümet yıpranma sürecinin hızlandığını görüyor ve büyük çoğunluğu karşısına alacak yaklaşımlara direnmeye çalışıyor. Büyük çoğunluğun öfkesi ise büyümeye devam ediyor. 2009 yılı ve sonrası için mali disiplin veya mali kural deyip IMF ile bir an önce anlaşılmasını isteyenler, birikmiş maliyetlerin büyük çoğunluğa çıkarılmasını ve kendilerinin korunmasını talep ediyorlar. Ortaya çıkacak faturanın geniş kesimlerin katlanma kapasitesini fazlasıyla aştığını görmek ve anlamak istemiyorlar. Daralan ekonomide kati mali disiplin demek, kamu harcamalarının azami ölçüde kısılması ve bunalan çoğunluğa herhangi bir destek verilmemesi demektir. Böyle bir tercihin uygulamaya sokulması durumunda yaşanacak istikrarsızlığın boyutunu, dilerim görmek zorunda kalmayız… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|