| Kriz bitti mi? |
| Salı, 06 Nisan 2010 10:27 | |||
![]() Geçtiğimiz hafta içinde açıklanan verilerden hareketle, bazı kesimler ‘kriz bitti’ demek ve dedirtmekte ısrarlı olacaklar gibi görünüyor. Öyle ya, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından üretim yöntemiyle yapılan hesaba göre, 2009 yılı son çeyrek döneminde ekonomimiz yüzde 6 oranında büyümüş ve bu sayede yıllık küçülme rakamı yüzde 4,7’ye gerilemiş. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin hazırladığı mart ayı ihracat rakamı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34’ü aşan oranda yükselerek, 9,5 milyar dolara ulaşmış. Evet, bu rakamlar güzel, ama kriz bitti diyebilmek için yeterli değil. Evet, baz etkisi nedeniyle, mukayese yapılan bir önceki dönemin çok olumsuz oluşu nedeniyle göz kamaştıran büyüme rakamları ortaya çıkabilir. Ancak baz etkisi nedeniyle ciddi bir olumsuzluğun enflasyon cephesinde yaşandığını, yapısal sorunların ağırlaşmaya devam ettiğini unutmamak gerekiyor. Ayrıca sormak gerekiyor: Açıklanan büyüme rakamına kamu harcamalarındaki artış ve stokta yaşanan değişimlerin katkısı ne olmuş? Büyümeye rağmen işsizlik neden azalmıyor ve satın alma gücü erimeye devam ediyormuş? İhracatımızda AB bölgesinin payı ne imiş ve oralarda işler nasıl gidiyormuş? Veya ihracat yapan firmalarımızın rekabet gücü ne durumdaymış ve üretimdeki artış gelir artışı anlamına geliyor muymuş? Ülkemizde kriz bitti diyebilmek için öncelikle düzelmesi gereken konuları tanımlayıp bunların varlığını aramak daha sağlıklı olabilir. Dışarıda yapısal sorunların çözülmesi, içeride ise bireysel ve kurumsal düzeydeki krizlerin aşılması gerekiyor; her iki cepheden de olumlu haber pek gelmiyor. Küresel düzeyde sorunların odağına inilmiyor, para ve maliye politikalarını gevşeterek durum idare edilmeye çalışıldığı için enflasyon ve kamu borcu sorunları ciddileşiyor; görünüm farklılaşmış olsa da faiz beklentileri ve risk alma isteği geleceğe ilişkin belirsizliğin yüksek düzeyde seyretmesine sebep oluyor, krizde yeni dalga olasılıkları gündemden düşmüyor. İçeride ise bireysel ve kurumsal düzeyde krizden çıkılamadığı, tam aksine sorunların ağırlaştığı dikkat çekiyor. Bireyler azalan gelirleri ile zorunlu ihtiyaçlarını karşılamakta sıkıntı çekiyor, borçlarının büyümesini önleyemiyorlar; bir türlü kontrol altına alamadıkları bu durum krizin derinleştiği anlamına geliyor. Mevcut tüketim düzeyinin dahi korunamayacağı, borçların önemli kısmının geri ödenemeyeceği olasılıklarını hesaba katmak gerekiyor. Bu durumda mali sektörde sorunlu kredilerin artacağını, kamuda ise vergi gelirlerinin reel olarak azalacağını düşünmeden kriz bitti demek pek gerçekçi olamıyor. Kurumsal düzeyde özellikle sanayi ve tarımda işlerin daha kötüye gitmediğini veya düzeldiğini söylemek de gerçekçi görünmüyor. Küresel kriz rekabet koşullarını iyice eritmiş, borç-faaliyet geliri arasındaki dengeyi iyice kötüleştirmişken girişimciler de önünü göremiyor. Borçlarının yapılandırılmasında anlayış gösterilmesi, kısmen de olsa hamallık yapmak pahasına çarkların yeniden dönmeye başlaması önemlidir, fakat kesinlikle krizin bittiği anlamına gelmiyor. Asıl önemlisi burada kısmen ifade etmeye çalıştığımız bireysel ve kurumsal düzeydeki krizlere kayıtsız kalınıyor ve onları bu duruma düşüren politika tercihlerinde ısrar ediliyor. Bu fiili durum umutlu olma ihtimalini bile zora sokuyor. Makyaj veya zoraki yönlendirme ile görüntüyü farklılaştırıp kriz bitti diyebilirsiniz, fakat gerçekleri değiştiremezsiniz. Ülkemizde sorunları çözmek için değil, günü kurtarmak için insanlarımızın tutarsızca tüketmesi ve yatırım yapması isteniyor. Tek başına bile bu durumun devam ediyor olması krizden çıkılmadığı, tam aksine derinleşmeye devam ettiği anlamına geliyor.
|

