Kredi faizleri neden gerilemiyor?
Pazartesi, 18 Mayıs 2009 16:32

alt

Merkez Bankamız, geçen hafta yaptığı Para Kurulu toplantısında aldığı kararla kısa vadeli faizleri yüzde 0,5 oranında düşürerek, yüzde 9,25 seviyesine geriletti. Son yedi ayda söz konusu faizler yüzde 16,25’ten başlayarak düşürüldü: Kamu kesiminin kontrolsüz bir şekilde büyüyen finansman ihtiyacını makul maliyetlerle karşılaması mümkün oldu ve mali sistem önemli ölçüde rahatlatıldı. Buraya kadar her şey güzel, fakat Merkez Bankası tarafından gerçekleştirilen ayarlamaların neden kredi faizlerine yansıtılmadığını sorgulamak gerekiyor. Bankalar ne yapmaya çalışıyor veya neden korkuyor?
Konuyu biraz daha netleştirmek için öncelikle bakış açımızı biraz farklılaştıralım: Eğer Merkez Bankası kısa vadeli faizleri tempolu bir şekilde geriletmemiş olsaydı, gerek mali sektörün gerekse kamunun bugünkü durumu oldukça farklı olurdu. Menkul ve gayrimenkul değerleri daha fazla gerilemiş ve toparlayamamış olurdu ki bu durum başta mali sektör olmak üzere tüm bilançoları olumsuz etkilemiş, öz kaynakları eritmiş olurdu. Açılan paketler işe yaramamış, durgunluk iyice derinleşmiş ve kontrolsüz bir şekilde büyüyen kamu finansman ihtiyacı ciddi bir sorun haline gelmiş, borç yükü büyük bir hızla ağırlaşıyor olurdu. Durum böyle olmadığı için Merkez Bankası’nı eleştirmek niyetinde değiliz elbet. Ancak bu rahatlamanın neden reel kesime yansımadığını sorgulamak ve konuyu gündemin üst sıralarına taşımak için elimizden geleni yapmak zorundayız.
Daha açık bir ifade ile Eximbank’ın KOBİ’lere kullandırdığı kredilerin faizi yüzde 12’ye gerilemiş olmasına rağmen ticari bankalardaki oranlar yüzde 18-19 düzeyinin altına neden çekilmiyor?
Eğer bankaların kredi faizlerindeki bu tavrı devam ederse ekonomi daralmaya devam edecek, reel kesim bilançoları daha hızlı bir şekilde yıpranacak ve sorunlu krediler daha seri bir şekilde artacak. Paranın devir hızı düştükçe işsizlik artacak, güven bunalımı derinleşecek, belki dış ticaret hacmi ve cari açık küçülecek, fakat bütçe açığıyla kamu finansman ihtiyacı hesapsız bir şekilde artacak. Bu eğilimler en büyük zararı yine bankacılık sistemine verecek. Bu durumda yine ısrarla sormak gerekiyor: Mali sektör neden kendi bindiği dalı kesiyor?.. Böyle bir tavır herhangi bir kesime karşı onların pazarlık gücünü artırıyor olabilir mi? Mesela IMF anlaşması, bütçede mali kural, Kredi Garanti Fonu’na ilişkin detaylar gibi… Ayrıca mali kesim mevcut çizgisinin sürdürülebilir olmadığını ve bunun da herkes tarafından bilindiğini göremiyor mu?
Mevcut tavır mantık ile açıklanamıyor ise korkularla bağlantılı olabilir: Bu durumda sormak gerekiyor, mali sektörü en çok korkutan şey nedir? Yanıtlayalım: Döviz kurunun kalıcı olarak yükselmesinden ve yaratacağı sonuçlardan çok korkuyorlar. Korkunun ecele fayda etmeyeceğini de biliyorlar üstelik…
Kredi faizlerini, Merkez Bankası ayarlamalarına paralel olarak geriletirlerse Türk Lirası kredi talebinin özellikle döviz borçlarını kapatmak için çok artacağını ve döviz kurunu yükseltebileceğini düşünüyorlar. Hükümet IMF ile anlaşırsa bu korkularına bağlı tutukluğun azalabileceğini umuyorlar. Bu gidişle hükümet mali sisteme kredi faizlerini düşür diye baskı yaparken onlar da önce IMF ile anlaş tavrında ısrar edecek. Bu inatlaşma nedeniyle bütçe dengesi iyice olumsuzlaşacak ve herkes kaybedecek!.. Ama bu gerçeği herkesten gizleyecek, kredi faizlerinin yüksekliğini vade uyumsuzluğu ile geçiştirmeyi sürdürecekler.
Belli bir gecikme ile gerçekleşse bile IMF’den bağımsız olarak eninde sonunda yaşanacak eğilimler var. Krediler ucuzlar ve bollaşır ise paranın devir hızı artar ve devamında Türk Lirası dalgalı bir şekilde değer kaybeder…
Tersi olursa paranın devir hızı iyice düşer, borç-alacak zincirindeki sorunlar ağırlaşır ve ekonomi tümüyle durma noktasına sürüklenir.
Gerek hükümet gerekse mali sektör bu iki ihtimali de beğenmiyor ise tüm uygulamalarda radikal değişikliği gündeme almak zorunda kalır.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız