|

Gerek küresel gerekse ulusal düzeyde içinde bulunduğumuz, giderek olumsuzlaşan koşulların düzelmesi için ‘ne yapılıyor?’ diye sorduğumuzda farklı yanıtlarla karşılaşıyoruz. Sorunların kökenine inilemediğini, beklentilerdeki bozulma ve borç-alacak ilişkilerindeki kırılmayı düzeltmeye çalışan, kısa vadeli fakat kalıcı olmayan yaklaşımların ön plana çıktığını görüyoruz. Evet bir şeyler yapmak veya yapıyor gibi görünmek adına bir çaba gözleniyor, ancak bunların yeterli olmadığını ve olmayacağını fark ettiğimizde umudun yerini hayal kırıklığı alıyor. Endişeler büyüyor, belirsizlik ve kırılganlık artarken hareket yeteneği daralıyor. Öncelik mali sektör ve kamuya verilir, daha sonra borç alacak ilişkilerindeki sorunların çözümü lehine çaba harcanırken, üretim cephesindeki sorunlar ihmal ediliyor. Rekabet koşulları ile birlikte gelir dağılımı bozuldukça ve faaliyet gelirleri eridikçe içine düşülen açmazdan çıkılamıyor. Küresel düzeyde tüm merkez bankaları fazla mesai yapıyor, para politikalarını ancak savaş dönemlerinde görülebilecek kadar gevşetiyor, fakat durgunlaşma eğilimi bir türlü kontrol altına alınamıyor. Küresel sorunlara ulusal veya bölgesel çözüm üretilemeyeceği gerçeği kendisini daha yoğun bir şekilde hissettiriyor. Kurtarma operasyonları şeklinde başlayan kamulaştırma eğilimleri korumacı yaklaşımlarla güçlenecek, herkes kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacak gibi görünüyor. Çıkar çatışmaları ve güvensizlik dalga dalga büyürken küresel ekonomi daralıyor, sorunlar ağırlaşıyor. Ne demek istediğimizi iki farklı ve güncel örnekle açıklamaya çalışalım. ABD ekonomisinde mali sektörde giderek büyüyen bir kamulaştırma eğilimi dikkat çekiyor. Yeni yönetim ekonomiyi canlandırmak adına yüzde 90’ı özel sektörde almak üzere 4 milyon kişiye iş alanı yaratmaya çalışıyor. Yeni Hazine Sekreteri’nin ilk değerlendirmesi ise Çin parasının düşük değerli olması üzerine oluyor ve düzeltilmesi için tüm diplomatik yolların kullanılacağı ifade ediliyor. Bu gelişmelerin korumacı tercihler lehine ayak sesleri olduğunu algılamak zor olmuyor. Diğer taraftan İspanya’nın 2020 sonrası elektrik fiyatının 23 cent/kw tahmininden hareketle güneş enerjisine yatırım tercihi de enflasyon, gelir ve talep beklentileri açısından ilginç ipuçlarını bünyesinde taşıyor. Belli ki israfın azaltılması, iç kaynakların azami ölçüde kullanılması yönündeki tercihler küresel ticaret hacmindeki daralmanın daha uzun süre devam edeceği, korumacı eğilimlerin etki alanını genişleteceği beklentilerini güçlendiriyor. Belli ki kolay kazanma veya hesapsız borçlanarak günü kurtarma devri sonra eriyor. Çıkar çatışmalarını ve güvensizliği aşıp yeni bir düzen kurabilmek için öncelikle her ülkenin kendi başının çaresine bakar hale gelebilmek adına hazırlık yapması gerekiyor. Geleceğin her bakımdan geçmişten çok daha farklı eğilimleri olacağı kanaati güçleniyor.Peki, bu koşullarda ‘ülkemizi yöneten ve yönlendirenler ne yapıyor?’ diye sormak gerekiyor. Gelecekte karşımıza çıkacak sorunları aşmak fazla bir çaba olmadığı, günü kurtararak, geleceği tüketme eğiliminden vazgeçilmediği görüntüsü, olumlu düşünmeye izin vermiyor. Belli ki alışkanlıklar irademizi ve aklımızı kullanma yeteneğimizi sınırlamış… Kendi çıkarlarının farkında olmayan ve yönlendirildiği için başkalarının çıkarlarına hizmet etmekten başka bir şey yapamayan şuursuz bir yaklaşım bizi esir almaya devam ediyor; canımızın yanmasına rağmen gaflet uykusundan kurtulamıyoruz. Söylem tam aksi yönde olsa bile küresel koşullar sorunların ağırlaşacağına, ticaret hacmi ve sermaye hareketlerinin daha da daralacağına işaret ediyor. Ülkemizi yönlendirenler ise gerçeği yansıtmayan söyleme itibar edip, diğer ihtimale yönelik hiçbir hazırlık yapmamakta ve amatörü oynamakta kararlı görünüyor. ‘Günü kurtaralım’ derken daha kaybedecek çok şeyimiz olduğunu unutamıyoruz. Hal böyle olunca rakamlarla oynayarak görüntüyü bir süre daha kurtarabiliriz. Fakat ekonominin küçülmesini, işsizliğin artmasını, bütçe açığı ve kamu borç yükünün artmasını önleyemeyiz; önleyemeyince de kendi geleceğimiz dahil hiçbir şeyi kontrol edemeyiz. Olağandışı bir döneme girdik, her ihtimali hesaba katarak adımlarını dikkatli atamayıp pembe tablolara itibar edenlerin sonu çok hüzünlü olacak!.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|