|
Pazartesi, 10 Ağustos 2009 09:07 |
|

Son haftalardaki gelişmelere bakılır ise başta finansal piyasalar olmak üzere etkili ve yetkili kesimler Türkiye’de yaşanan daralmanın boyutunu unutmuş gibi görünüyor. Nisan - Eylül arasındaki mevsimlik canlanma dönemini, durgunluktan çıkıldığı yönünde değerlendirmenin büyük hesap hatalarına sebep olabileceğini düşünüyoruz. Mali sektörün açıkladığı karlara, kamunun artan finansman ihtiyacını daha uygun maliyetlerle karşılayabiliyor olmasına, döviz kuru ve enflasyonun geriliyor olmasına bakarak rehavete kapılmanın maliyeti çok ağır olabilir. Büyüyemeyen ve işsizliği artan bir ekonomide, kimsenin evinde yaptığı hesap çarşıya uymaz. Mali sektör ve kamuyu koruyup kollamak, maliyeti diğer kesimlere ödetmek çözüm değildir; günün kurtarılması pahasına sorunları ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramaz ki bu da ekonomideki daralmayı derinleştirir. Bu aşamada sormak gerekiyor: Bütçe açığı ve kamu finansman ihtiyacı neden kontrolsüz bir şekilde artıyor? Mali sektör neden kredi vermeye istekli görünmüyor ve kredi faizlerini maliyetlerdeki gerilemeye paralel olarak düşürmüyor? Bu sorulara verilebilecek yanıt belli: Ekonomide yaşanan daralmanın hızı azalsa da devam edeceğini, bu konudaki belirsizlik ve kırılganlığın çok yüksek olduğunu bildikleri için… Döviz kuru, enflasyon ve kısa vadeli faizlerin geriliyor olması kimseyi aldatmasın. Normalde bu eğilimler ciddi sorunu olmayan, sürdürülebilir şekilde büyüyen ekonomilerde gözlenir ve yeni denge arayışının bir ürünü olarak şekillenir. Daralan bir ekonomide eğilim ters dönünceye kadar riskten kaçınma eğiliminin güçlü olması olağandır ve yerel paranın değerlenmesi, olmaması gereken bir durumdur; zira daralmanın derinleşmesi, kamu açıkları ve sorunlu kredilerin büyümesi kaçınılmaz hale gelir. Mali sektör ve kamu kesimini koruyup kollamanın yolu sürdürülebilir büyümeyi tesis etmekten geçer. Ülkemizde bu yöndeki çabaların yetersizliği iyimser olmaya izin vermiyor. Ülkemizdeki durum normal değildir. Merkez Bankası kısa vadeli faizleri geriletiyor ve gerekçe olarak da enflasyonun gerilemesini gösteriyor. Mali sektör Merkez Bankası’ndan aldığı kaynakları kamuya aktararak büyüyen açıkları finanse ediyor, ama kredi vermiyor ve kredi faizlerini düşürmüyor. Sadeleştirme yaptığımızda Merkez Bankası’nın çok ciddi boyutta parasal genişlemeye giderek kamuyu finanse ettiğini, önemli boyutta karşılıksız para bastığını, bunu yapmaz ise daralmanın derinleşeceğini kabul ettiğini görüyoruz. Eğer Türk Lirası değer kaybeder ise Merkez Bankası bunları yapamayacak ve durgunluk derinleşecek. Fakat Türk Lirası değerlenirse de bu kez yerli üretimin iç ve dış piyasalarda rekabet şansı kalmıyor, ekonominin daralması işsizlik ile sorunlu kredilerin artması ve kamu açıklarının büyümesi kaçınılmaz hale geliyor. Özetle söylemek gerekir ise döviz kuru nereye gider ise gitsin ekonomi daralmaya devam edecek! Bu durumda mevcut politikaların yanlış olduğunu ve birbiri ile uyumlu olacak şekilde tümünü değiştirmek gerektiği gerçeğini kabul etmek gerekiyor. Ancak etkili ve yetkili çevreler, sermayeyi üzmemek adına bu basireti gösteremiyor. Hal böyle olunca gerçeği görmek için daha çok işletmenin batmasını, işsizliğin iyice artmasını ve çok yönlü istikrarsızlığın ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eder hale gelmesini bekledikleri gibi bir görüntü oluşuyor. Ekonomide daralma hızını yavaşlatmak başarı değildir, zira Türkiye’nin büyüyememeye tahammülü yoktur. Bu koşullarda enflasyonun düşüyor olmasının da herhangi bir kıymeti yoktur, zira kalıcı olmayacağı malumdur. Türk Lirasının değer kaybı yerine değerlenmesi ileride ödenecek maliyetleri ağırlaştırmak, döviz kurunda anormal yükselişler yaratmak dışında bir işe yaramayacaktır. Hiçbir şey kendiliğinden düzelmeyecektir… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|