Kıssadan hisse…
Cumartesi, 29 Mayıs 2010 12:36


Avrupa Birliği Ekonomisine ilişkin bugün konuşulan konuları gördükçe şaşmak gerekiyor: Durumun iyiye gitmediği bilinmiyor muydu? Bu yaşananlar sürpriz değil mi?
Eğer bunlar biliniyor fakat kamuoyunda tartışılmak istenmiyor idiyse, bu Türkiye’nin ekonomik ve siyasal olarak yanlış yönlendirildiği anlamına gelmiyor mu?
Önce bu soruları net bir şekilde yanıtlayalım sonra da açıklamaya çalışalım.
Kötüye gittiği biliniyordu, yaşananlar kesinlikle sürpriz değil. Asıl önemlisi daha konuşulmayan çok şey var.
Evet Türkiye, dış güçlerin çıkarı için menfaat karşılığı yanlış yönlendirildi; siyasi iradeyi destekleyenlerin talebi AB müzakere paravanı çerçevesinde karşılanmaya çalışıldı. Her şeyin topluma açık ve net bir şekilde anlatılması istenmedi, zira o zaman talepler karşılanamazdı!
Son 20 yılda AB’nin ekonomik durumu kademeli olarak kötüye gitti. Nüfus hem yaşlandı hem de azalma eğilimine girdi. Uzmanlaştığı sınai üretim alanında rekabet gücünü ve teknolojik üstünlüğünü kaybetti ve faaliyet gelirleri kademeli olarak gerilemeye başladı.
Daha önce almadığı riskleri almak zorunda kaldı, fakat olmadı. Gerek kamu kesimi gerekse mali kesimin kötüye gidişini önleyemedi. Görüntüsü ile gerçekler arasındaki fark giderek büyüdü.
Kamu cephesinde bütçe açıkları arttı ve çaresizlik nedeniyle Maastricht kriterlerinin gereği yapılmadı; borç yükü hızla yükselirken sosyal güvenlik açıkları büyüdü.
Mali sektörde ise sorunlu krediler hızla arttı, aktif kalitesi bozuldu. Bu yapısı ile genişlemenin sorunlu olacağı biliniyordu. Daha önce verilmiş sözler, şartlar değiştirilerek tutulmaya çalışıldı, fonlardan kullanım imkanına izin verilmedi.
Türkiye ise AB için taşınamayacak ve hazmedilemeyecek bir ülke idi; önce hayır dediler fakat Asya-Rusya krizleri sonrasında ABD’nin tehdidine boyun eğerek üye adayı yapmak zorunda kaldılar. Oyalama yükümlülüğünü kabullenmek durumunda kaldılar.
AB standartları ve hukuk düzeni belli bir refah düzeyine ulaşılması ve bunun korunması durumunda varlığını koruyabilir. Ulaşılan refah düzeyini korumaya çalışmak ve gerçeklerden uzaklaşmanın bedeli çok ağır olacaktır ve henüz yaşanmamıştır.
Türkiye için söz konusu standartlar ve hukuk düzeninin geçerli olması olası değildir. Fakat gerçeklerin göz ardı edilmesi sayesinde Türkiye’ye net sermaye akımı yaratılmış, toplum ve iş dünyası aldatılmış, siyasi tavizler koparılmıştır.
Türkiye’nin tek taraflı olarak dışa bağımlılığı iyice arttırılmış, kendi iradesi devre dışı bırakılmıştır. Bir benzetme yapacak olursak, adeta toplum ve küçük-orta boy işletmeler 50. kata çıkmaya teşvik edilmişler ve oradan aşağıya itilmek zorlaması ile karşılaşmışlardır.
Faaliyet gelirleri erirken aşırı tüketim ve aşırı yatırım günü kurtarmak adına teşvik edilmiş, sonuç ise çaresizlik olmuştur. Borç yapılandırması gerçeği değiştirmemektedir. İşçi, emekli, köylü, memur, esnaf ve KOBİ girişimcileri, yanlış yönlendirmenin mağdurları durumundadır.
Bugün için AB ekonomisi daralıyor ve daralmaya devam edecek. Bu durum ihracatımızı, üretimimizi, istihdamımızı olumsuz yönde etkileyecek. Kimsenin evdeki hesabı çarşıya uymayacak.
Şimdi soruyorum; sonucun büyük ihtimalle böyle olacağı biliniyor veya tahmin edilebiliyorken neden bu yola girildi? Yanıt, günü kurtarmak için…
Değer miydi? Bu tercihi yapanlar ve onları destekleyenler hesap verecekler mi? Mağdurların kayıplarını telafi edecekler mi? Yoksa durumu, daha farklıymış gibi göstermeye, göz boyamaya ve çaresizliği suistimal etmeye devam mı edecekler?
Ne diyelim, aklını kullanamayanların veya hayalle gerçeği karıştıranların sonu pek iyi olmuyor; ayıldıklarında gidenler geri gelmiyor.

Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız