Kendimizi kandırmayalım!..
Pazartesi, 15 Mart 2010 10:54


Geçtiğimiz hafta içinde Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmelere bakarak farklı yorumlar yapılabilir. Ocak ayında sınai üretim çift haneli oranda artmış; cari açık bekleneni 0,5 milyar dolar aşarak 2,9 milyar dolar seviyesine ulaşmış; mevsimlik olumsuzluğa rağmen işsizlik daha fazla artmıyor. Finansal piyasalar ise yatay bir eğilim sergiliyor, başka bir deyişle dengesini bulmuş gibi bir görüntü sergiliyor; hükümetin IMF ile anlaşmayacağını açıkladığı bir ortamda Hazine’nin Eurobond ihracına oldukça yüksek bir ilgi oluyor ve oldukça makul bir maliyetle ihtiyaç karşılanıyor. Bir tek enflasyon konusu moral bozuyor!..
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız görüntüye bakarak belirsizlik ve kırılganlığın azaldığını iddia etmenin gerçekçi olmadığını düşünüyorum: Zira yaklaşık bir yıl önce, her şey küresel krizin etkisi ile tam aksi yönde bir görüntü sergiliyordu ve Türkiye ekonomisinin rakamlara yansıması engellenen derin sorunları vardı.
Eğer mevsimlik etkileri ve bazı kesimlerin kendi pozisyonlarını korumak adına sürdürülebilir olmayan yönlendirmelerini filtre eder isek o zaman gerçekleri görmeye başlarız. O zaman dün IMF diye tutturan koronun bugün neden 180 derecelik dönüş yapmak zorunda kaldığını daha iyi anlarız. En basitinden enflasyonun yükseliş eğiliminde olması bile belirsizlik ve kırılganlığın arttığını gösteren mevcut politika tercihleri ve önceliklerin değişmesini gerektiren bir durumdur.
Bir ekonomide gelir dağılımı ve rekabet koşulları bozulmaya devam ediyor, yoksulluk sınırının altında yaşayanların sayısı artıyor ise orta vadede istikrarsızlığın artması kaçınılmaz bir sonuçtur. Zira söz konusu ülkede iç talebin zayıflaması, ekonominin durgunlaşması, sorunlu kredilerin artması, bütçe açığının büyümesi söz konusudur. Ancak ve ancak rekabet koşulları düzeliyor ve yoksulluk sınırının altında yaşayanların sayısı azalıyor ise belirsizliğin azaldığı, işlerin düzelmeye başladığı iddia edilebilir. Başka bir deyişle faaliyet gelirleri azalıyor, buna bağlı olarak ekonominin daralmasını geciktirmek adına geri dönmeyecek kredi miktarı artıyor ve sürekli borç yapılandırması ile bir yandan gün kurtarılır iken diğer yandan spekülatif eğilimler yaratılıyor ise bu, çaresizlik arttığı için görüntünün gerçekleri temsil etmediği anlamına gelir.
Ülkemizde uygulanan ve şartlı olarak dış güçlerce desteklenen politikalar geniş kesimlerden sermaye kesimine doğru ciddi bir kaynak transferi yaratıyor ve bu süreçte sorunları ağırlaştırıyor, kırılganlığı artırıyor. Ekonomide istihdam artmıyor, faaliyet gelirleri eriyor ve borçlar büyüyor. Kaynak transferlerine aracılık edenler paylarını alıyor ve bu durumun devam etmesi için her türlü riski alıyorlar. Bu süreçte kurumsal yapının bu eğilimlerin devamından yana taraf olması giderek büyüyen sistemik riskin kaynağını oluşturuyor. Bu açmaz ürettiği enflasyon ile kendi kendini sabote etmeye koşuyor. Zira faizlerin yükselmesi veya bu yöndeki beklentilerin ön plana çıkması saadet zincirinin kırılmasını kısa vadeye çekmeye başlıyor. İşte bu korku bazı kesimleri IMF ile yatıp kalkar hale getirmişti, biraz daha zaman kazanmak ve kısır oyunu sürdürebilmek için…
Fakat olmadı. Hükümet IMF ile anlaşma yoluna gitmeyince, korkular geri döndü. Beklentilerin bozulması da oyunu bitireceği için IMF diye tutturanlar ani bir dönüşle söylemlerini değiştirmek durumunda kaldılar. Finansal piyasalardaki yapay eğilimlerin bozulmasına izin veremezlerdi ve daha fazla risk almak dışında seçenekleri yoktu! Görüntüyü kurtarmanın gereği; geri dönmeyeceğini bile bile yeni krediler vermek, eskiden verilmiş olanları yapılandırmak, kaçınılmaz sona koşmaktan vazgeçmekten geçiyordu!..
Ülkemizde veya küresel düzeyde aç ve çaresiz insan sayısı artmaya devam ediyor ise çok büyük, uzun süreli ve sancılı bir değişimin yaşanması kaçınılmazdır. Tarih böyle diyor ve bir kez daha kendini tekrarlıyor. Görüntü ile gerçek ileri bir tarihte buluşmak üzere birbirinden uzaklaşmaya devam ediyor…
İnsanlar bilinçli bir şekilde şuursuzlaştırılıyor, bu durumun nükleer felaketten daha tehlikeli olacağı gerçeği görmezden geliniyor…

Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız