Kendimizi aldatmayalım!..
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:41


Geçtiğimiz hafta içinde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre, mayıs ayı fiyat hareketleri gerek tüketici gerekse üretici cephesinde gerileme yönünde olmuş, yıllık enflasyon rakamları tek haneye inmiş; bu sonuçta tarımsal ürün fiyatlarında mevsimlik olarak yaşanan gerileme belirleyici olmuş. Merkez Bankası tarafından açıklanan sanayide kapasite kullanım oranı ise yüzde 73 düzeyini aşmış… Gerek ülkemizde gerekse dünyada her şey normal ve sürdürülebilir olsa, yapısal sorunlar bulunmasa umutlanabilir, işlerin daha iyiye gittiğini düşünebilirdik! Sürdürülebilirliğin olmayışı, mevcut yapısal sorunlarla yola devam etmenin getirdiği dayanılmaz yan tesirler olumlu düşünmeye izin vermiyor.
Küresel düzeyde önemli pazarların sorunlu olduğunu ve yeniden büyüme olasılığını büyük ölçüde kaybettiklerini görüyoruz. Gerek ABD gerekse AB üyeleri için kamu açıkları ve borç yükü, mali sektördeki birikmiş sorunlar, yaşlanan nüfus ve uzmanlık alanlarında kaybedilen rekabet gücü gibi konular ciddi handikaplar olarak karşımıza çıkıyor. Bu pazarlarda yaşanacak daralmanın orta vadede diğerleri tarafından telafi edilmesi ve dünya ekonomisinin yeniden sağlıklı bir şekilde büyümesi olası görünmüyor. Kamu kaynakları ve Merkez Bankalarının desteği ile büyüme yönünde zorlama yapıldıkça enflasyonist baskı artıyor, beklentileri yönlendirerek günü kurtarmak bile daha maliyetli oluyor.
Ülkemize baktığımızda yine hiçbir şeyin göründüğü ya da gösterildiği gibi olmadığını biliyoruz. Evet, sanayide kapasite kullanımı artıyor; fakat hem bunun ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz, hem de olumsuz rekabet koşulları nedeniyle yaratılan faaliyet geliri pastasının büyük bir hızla eridiğini, üretimi sürdürmenin tutarlı bir davranış olmaktan çıktığını görüyoruz. Toplam faaliyet gelirleri pastası küçülür ve gelir dağılımı bozulurken enflasyonun düşmesi pek anlamlı görünmüyor; ayrıca bu gerilemenin kalıcı olmama olasılığının da çok yüksek olduğunu biliyoruz. Bu tablo gerek mali sektör gerekse kamu dengesini de tehdit ediyor; bir tarafta vergi gelirleri diğer tarafta sorunlu kredi hacmine ilişkin beklentiler olumsuzlaşıyor. Mevcut yapıda kısa vadeli spekülatif beklentilerle beslenen saadet zincirini daha fazla korumak ve yaşatmak pek mümkün olamayacak gibi görünüyor.
Uzunca bir süredir belirleyici olan küresel eğilimler var ve mevcut sorunların ağırlaşmasında belirleyici oluyor: Zorunlu ihtiyaç maddesi fiyatları lehinde ve diğerleri aleyhine bir eğilim var ve küresel ekonomiyi iyice kırılganlaştırıyor. Zira enflasyon rakamlarını anlamsızlaştırırken küresel kırılganlığı tırmandırıyor. Para ve maliye politikaları çaresizce gevşetildikçe bu sorun ağırlaşıyor. Yapay yöntemlerle bu eğilimi terse çevirmek mümkün olamıyor. Azalan gelirlerin daha büyük bir kısmı zorunlu ihtiyaçlara tahsis edildikçe diğer mal ve hizmetlere talep düşüyor, daha önce alınmış kredilerin geri ödemesi imkansızlaşıyoır. Durumu gizlemek için eski borçlar yapılandırılıp yenileri verildikçe belirsizlik ve kırılganlıktaki tırmanış hızlanıyor. Şimdilik Merkez Bankalarının desteği ile dirense de, menkul ve gayri menkul şeklindeki varlık fiyatlarının da zorunlu ihtiyaç maddelerindekine yenik düşmesi kaçınılmaz olacak gibi görünüyor ve böyle bir durumun sistemik çöküş anlamına geleceğini unutmamamız gerekiyor.
Son aylarda AB üyeleri için konuşulanlara bakar ve bunların yılların birikimi sonucu oluşmuş, fakat ihmal edilmiş konular olduğunu anımsarsanız ne demek istediğimizi daha iyi anlayabilirsiniz… Küreselci rüzgarlar sorunları ve dengesizlikleri hem yarattı hem de ağırlaştırdı; aynı rüzgarların düzelme değil, daha büyük sıkıntılar getireceği kesin. Günü kurtarma yönündeki yaklaşım ve çabalar bu olumsuzluklara sebep olan politikalara destek vermek anlamındadır; denize düşünce yılana sarılmaktır; kendimizi aldatmaktır!..
 
Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız