Kafalar karıştı
Pazartesi, 16 Mart 2009 16:53

alt

Her bakımdan ilginç bir haftayı geride bıraktık: Ocak ayı sınai üretiminin bir yıl öncesinin aynı dönemine göre yüzde 21,3 oranında daraldığını ve şubat ayı kapasite kullanım oranının yüzde 63,8’e gerilediğini öğrendik. Döviz kurunun yeni rekor düzeyleri test etmesi ise kapalı kapılar ardındaki hareketliliği artırdı. IMF’nin ülkemiz için yeni önerileri olduğu ve görüşmelerin devamı adına davet beklediğini öğrenir öğrenmez, maliye politikası önlemlerinden oluşan ekonomiyi canlandırma amaçlı dördüncü paketin yola çıktığı bilgisi kamuoyuna yansıdı. Birbiriyle bağlantısız gibi gösterilen ama birbirini tetikleyen gelişmeler kafaları karıştırdı.
Gelişmeler çerçevesinde sormak gerekiyor: Eğer sınai üretim ve kapasite kullanımındaki daralma, giderek hızlanan ve istihdamı tehdit eden boyutta olmasaydı Türk Lirasındaki değer kaybı yeni rekorlara uzanabilir miydi? Dolar kuru 1,82 seviyelerini test etmese IMF’den yeni önerileri görüşmeye hazır oldukları mesajı gelir miydi? Siyasi irade yeni önerileri öğrenmeden maliye politikası uygulamalarından oluşan dördüncü canlandırma paketini apar topar açıklar mıydı?
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız sorulara net bir şekilde evet veya hayır demek mevcut koşullarda pek mümkün görünmüyor. Fakat daha önce yaşananları hatırlamaya çalıştığımızda gelişmelerdeki kronolojinin de tesadüf olduğunu iddia etmek akla uygun gelmiyor.
Küresel kriz nedeniyle başta sermaye hareketleri ve ticaret hacmi olmak üzere dünya ekonomisi hızla daralma sürecine girmişti. Çözüme yönelik genel bir uzlaşı eksikliği nedeniyle her ekonominin kendi başının çaresine bakması gerekmişti. Ülkemizde de öncelikle kamu finansmanı ve mali sektörü rahatlatmak ve bu yolla ekonomideki sorunların ağırlaşma hızını düşürmek adına para politikasının gevşetilmesi gerekmişti. Başka bir deyişle IMF’nin sermaye hareketleri üzerindeki etkisi önemsiz hale geldiği için Merkez Bankası inisiyatif kullanmak zorunda kalmış, seri bir şekilde kısa vadeli faizleri geriletmiş ve yabancı para karşılığı olmaksızın piyasayı fonlamaya başlamıştı. Bu durumun yan tesiri Türk Lirasının hatırı sayılır ölçüde değer kaybetmesiydi ve bu durum ekonomideki tahribatı artırabilirdi. Kurlar yükselmesin diye para politikası gevşetilmese sonuç farklı olmayacaktı. Kısa vadeli faizler geriletilmeli, Türk Lirasındaki değer kaybı başka bir şekilde kontrol altında tutulmalıydı. Bir yandan IMF ile anlaşılır ve mali disiplinden taviz verilmeyeceği mesajı verilir, ekonomiyi canlandırmak için maliye politikası kullanılmaz ise belki bir şans yaratılabilirdi.
Döviz kuruna ilişkin endişeler nedeniyle siyasi irade baskı altına alındı. Fakat bugüne kadar bir sonuç alınamadı. Her halükarda siyasi iradenin yıpranacak olması, hükümet ile IMF’nin maliye politikaları konusunda uzlaşmasını engelledi. Bu hafta içinde hem Türk Lirasının rekor düzeyde değer kaybı ve hemen ardından IMF’nin yeni önerileri gündeme gelince siyasi irade sıkışacağını gördü ve görüşmelere başlamadan dördüncü canlandırma paketine ilişkin detayları kamuoyuna açıklayarak, IMF’ye emrivaki yapmaya çalıştı. Açılan canlandırma paketleri işe yaramazsa ekonomik daralmanın, bütçe açığının ve Türk Lirasındaki değer kaybının düzenli olarak yeni rekorlar kırması ihtimali önemli ölçüde arttı.
Ayrıca dikkate alınması gereken bir nokta daha var: Dördüncü pakete ilişkin kararlar açıklanmadan önce otomotiv, elektronik ve beyaz eşya fiyatları stokları eritmek adına zaten maliyetin altına indirilmişti; başka bir deyişle ek bir fiyat avantajı söz konusu olamayacak.
Banka kredilerinin maliyeti konusu da benzer bir nitelik taşıyor. Sonuçta dördüncü paketin başarı şansı zaten sınırlı, üstelik IMF ile yola devam ihtimali de iyice belirsiz kalmaya devam ediyor.
Her şey öngörüldüğü gibi gerçekleşse bile küresel kriz ve düşük faizler nedeniyle Türk Lirası değer kaybetmeyi sürdürebilir. Merkez Bankası’nın 50 milyon dolarlık ilk ihalelerindeki sonuç ve piyasa tepkisi kimseyi yanıltmasın!..

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız