İşsizlik rakamının söyledikleri
Pazartesi, 20 Nisan 2009 16:25

alt

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından geçtiğimiz hafta içinde açıklanan işsizlik rakamları, ekonomik krizin hızlanan bir şekilde derinleştiğine işaret ediyor. Hal böyle olunca finansal piyasalarda estirilen aşırı iyimser ve yapay rüzgarlar temelsiz kalıyor; zira işsizlikte yaşanan artışın üreteceği sonuçlar ile finansal piyasaların varsaydığı eğilimler taban tabana zıt yönelim sergiliyor. Göle yoğurt çalma ve herkesi gölün yoğurt tutacağına inandırma çabası içinde olanların çırpınması, belirsizlik ve kırılganlığın azalmasına hizmet edemiyor.
Açıklanan verilere göre, aralık ayında yüzde 13,6 olan işsizlik oranı yüzde 15,5 düzeyinde fırlamış: İşsizlerin toplam sayısı 3,3 milyondan 3,65 milyona yükselmiş, toplam istihdam ise 20,7 milyondan 19,87 milyon kişiye gerilemiş. Bir ay ara ile aynı kurum tarafından açıklanan verilere bakınca kafanız karışabilir. Nasıl oluyor da işini kaybeden veya gelirden mahrum kalanların sayısı 830 bin olurken, işsiz sayısındaki artış 350 bin ile sınırlı kalabiliyor! Ayrıca biraz önce belirttiğimiz farkların net rakamlar olduğunu, gerçekten istihdamdan uzaklaşanlar ve iş aramak durumunda olanların sayısını bulmak için anılan dönemde işe girenleri söz konusu rakamlara ilave etmek gereklidir. Çelişkili gibi görünen fark ise mevsimlik istihdam, emekli olanlar veya işsiz tanımına girmeyen diğer grubundan kaynaklanmaktadır.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan bu veriler, anılan dönemin öncesi ve sonrasındaki aylar ile birlikte üç ayın ortalama sonuçlarıdır: İşsizlik oranındaki artış şubat ayı anket sonuçlarının hızlanan bir şekilde olumsuzlaşmasından kaynaklanmıştır. Kötüye gidişin sonucu niteliğindedir ve laf kalabalığı ile durumu farklı göstermeye ve gerçeği inkar etmeye çalışmak, herkesi aptal yerine koymak anlamındadır. Zira 2001 kriz yılı dahil bugüne kadar, toplam istihdam mevsimlik koşullara rağmen hiçbir dönemde 20 milyon kişi sınırının altına inmemişti. Sanayi ve tarımdaki istihdam kaybını, küresel likidite bolluğunun uyardığı, başta inşaat sektörü olmak üzere hizmetler konusundaki faaliyetler dengelemişti.
İşsizliğin artması ve bu durumun tüm sektörlere yönelik talep daralmasından kaynaklanması çok ciddi bir durumdur ve kendi kendini besleyerek olumsuzluğu artıracak bir potansiyeli bünyesinde taşır. Talep gerek küresel düzeyde gerekse içeride daraldıkça üretim ve dış ticaret hızla daralır, borç-alacak  zinciri kırılır ve geri dönmeyen kredilerin oranı yükselir, bütçe gelirlerindeki erime hem açığı hem de kamu finansman ihtiyacını büyütür, borç yükü ağırlaşır, menkul ve gayrimenkul  şeklindeki varlık değerleri geriler, bilançolar yıpranır. Çok yönlü istikrarsızlık gelişip kriz derinleştikçe işsizlik artar. Reel kesimde başlayan olumsuzluk, kısa sürede mali sektör ve kamuda da çok ciddi tahribat yaratır. Merkez Bankası’nın kısa vadeli faizleri hızla aşağı çekmesi ve IMF ile anlaşılması, talepteki daralma tersine çevrilemediği sürece sorunların ağırlaşmasını önleyemez; sadece kısa vadede mali sektör ve kamu bilançolarındaki yıpranmasını hafifletebilir. Yaşanan bu olumsuz eğilimlere rağmen finansal piyasalarda estirilen tam aksi varsayımları fiyatlayan eğilimler gerçekçi değildir ve işsizlik azalmaya başlamadığı sürece kalıcı olamaz.
Ülkemizde uygulanan yabancı sermaye destekli politikalar, başta sanayi olmak üzere üreten kesimlerin ayakları üzerinde durma şansını yok etmiştir; aynı yaklaşımlarla durumu düzeltmek ve işsizliği azaltmak mümkün değildir. İşsizliği tırmandıracak esas büyük hareket muhtemelen hizmet sektörlerinden gelecektir ve inşaat dışında henüz başlamamıştır. İstihdamda yaşanan ve yaşanacak daralma yalnız yeni işsiz yaratmayacak, aynı zamanda işini koruyabilenlerin de gelirlerini eritecektir. Asıl önemlisi mali sektör ve kamu kesiminin esnekliğini tümüyle kaybetmiş olması nedeniyle ekonomik genişlemeye aşırı bağımlı olması, olumsuz eğilimleri çözümsüzlüğe mahkum etmekte, geniş kesimlerden gelen feryatlara duyarsız kalınmaktadır. Kendi çıkarları gereği her şeye kısa vadeli bir bakış açısı ile yaklaşan ve olabildiğince pembe bir tablo çizerek geniş kesimleri yönlendirmeye çalışanlara şüphe ile bakmak ve tedbirli olmaktan vazgeçmemek mevcut koşullarda zorunludur; şuursuzluğun bedeli çok ağır olabilir…

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız