Herkes haklı ama çözüm yok
Pazartesi, 22 Haziran 2009 12:05

alt

Gerek ülkemizde, gerekse küresel düzeyde yaşanan ekonomik daralma hem günlük yaşamı hem de geleceğe yönelik beklentileri etkiliyor. Yapısal sorunlar ve ihmal edilerek büyümesine izin verilmiş dengesizlikler, bu süreçte belirleyici olmaya devam ediyor. Gelişmelerin, kamu kesimi ve mali sektör üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlamak ise pek mümkün olamıyor. Kamu kesimi azalan vergi gelirleri ve kısılamayan harcamalar nedeniyle büyük açıklar verirken, mali sektörün sorunlu alacakları büyüyor. Bu ortamda yetkililerden gelen bazı yaklaşımlar kafaları karıştırıyor: caydırıcı olması için kredi kartından kullanılan kaynakların faizi yüksek olmalı imiş!
Kredi kartı uygulamasının gelişmiş ekonomilerde geliştiği ve yaygınlaştığı dikkate alınır ise söz konusu ürünün hem ödeme hem de kredi kullanım aracı olduğu inkar edilemez. Kredi kartı yolu ile kullanılan kaynaklara uygulanan faiz oranı genelde yüksektir ve söz konusu oranın esnekliği sınırlıdır.
Buna rağmen banka gelirleri içinde hatırı sayılır bir paya sahiptir. Faiz oranının yüksekliğinin caydırıcı olmak ile bir ilgisi yoktur, kullanılan kaynağın görece küçük oluşu ve kullananın pazarlık gücü yetersizliği sonuç üzerinde belirleyicidir. Bugünün koşullarında kredi kullanım amacı ile kullanımından mali sektörün vazgeçmesi ve diğer kesimlerin de bu durumu memnuniyetle karşılaması olası değildir.
Ülkemizde 2002 yılından bugüne, hem kredi kartı kullanımı yaygınlaşmış hem de bu kanalla kullanılan kaynak çok büyük oranda artmıştır: borçlu birey sayısı yaklaşık sekiz kata çıkmıştır. Bu durum hem mali sektör gelirlerini artırmış hem de ekonomideki devir hızı ve talebi artırarak canlanma yönünde ciddi katkı yapmıştır. İstatistikler ülkemizdeki kredi kartı kullanımının dünya genelinden farklı olduğuna işaret etmektedir. Kabaca ilk kullanımda yüzde 25 ödeme, yüzde 75 ATM’lerden nakit çekme şeklindedir ve ikincisine uygulanan faiz görece daha yüksektir. Bireysel bazda kredi bakiyesi kart limitine yaklaştığında ihtiyaç kredileri devreye girmekte ve o zamana kadar çok yüksek faiz uygulanmaktadır. Kredi kartı kullananların çaresizlikten kaynaklanan pazarlık gücü yoksunluğu mali sektör tarafından suiistimal edilmekte ve bunu sınırlayan herhangi bir düzenleme yapılması istenmemektedir. Yetkililer de bu talebe cevap vermek durumunda kalınca sosyal tahribat büyümekte sorun ağırlaşmaktadır. Caydırıcı olma bahanesi bu açmazı geçiştirmek için öne sürülmektedir.
Yoksulluk sınırının altında yaşamak durumunda olanlar için mecburiyetler vardır ve genel sorumluluk anlayışı çerçevesinde öncelikleri diğer kesimlere göre farklıdır. Evine ekmek götürmek, elektrik veya suyunun kesilmesini ya da icra gelmesini önlemek adına yapabilecekleri sınırlıdır; özellikle ekonominin daraldığı dönemlerde sorun daha da ciddileşmektedir. Bu durumdaki bireyler açısından kredi kartından kullanılacak kaynağın maliyeti önemini kaybetmekte, yüksek faizin caydırıcı olması imkansız hale gelmektedir. ATM’lerden nakit çekme eğiliminin çok anormal düzeylerde olması ülkemizin gelir dağılımı ve kredi kartındaki suiistimalin boyutu hakkında genel bir fikir verebilir!
Sormak gerekiyor, kredi kartından kullanılan kaynaklara çok daha makul bir faiz oranı uygulansaydı; bankalarımızın bugünkü özkaynakları ne kadar daha düşük olurdu? 2004 sonrasında ihtiyaç kredilerinin çeşitlenerek yaygınlaşması ile kredi kartı borçlarının çevrilmesine destek verilmesi mecburiyeti var mıydı? Bireysel kredilerde aktif kalitesinin düşüşü ve ciddi tehlike haline gelmesi nasıl anlaşılır?
Herkes haklı ama çözüm yok! Bu gerçeği gizlemek de giderek daha zorlaşıyor…

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız