Günü kurtarmanın bedeli ağırlaşıyor!
Pazartesi, 08 Şubat 2010 18:00


Finansal piyasalarda uzunca bir süredir etkili olan yapay beklentilerin bozulduğu, güven bunalımının geri dönmesi ile riskten kaçınma eğiliminin güçlendiği bir haftayı geride bıraktık. Yaşanan depremin merkez üssü AB olsa da sarsıntı küresel düzeyde etkili oldu. Finansal piyasaların ekonomideki eğilimlerden bağımsız bir şekilde hareket edemeyeceği gerçeği sorunların ağırlaşması pahasına günü kurtarmaya çalışanların oyununu bir kez daha bozdu.
Endişeler farklılaştı: enflasyon korkusunun yerini büyüme ve bütçeye ilişkin kabuslar aldı. Bunların yaşanması için alınan önlem ve yönlendirmelere rağmen riskten kaçınma eğiliminin geri dönmesi aslında yüksek düzeyli belirsizliğin hiç azalmadığını teyit etti. Dolar başta avro olmak üzere diğer paralara karşı değerlendi, sermaye ve emtia piyasaları satış baskısı altında kaldı, risk primleri yükseldi; fiyat oynaklığı hatırı sayılır ölçüde arttı.
Bazı kesimler ABD ekonomisinin daha hızlı toparlandığını dile getirerek doların değerlenmesini risk alma isteğini diğerleri aleyhine ve söz konusu ülke ile bazı gelişmekte olan ekonomiler lehine yönlendirmeye çalışıyor. Fakat bu bakış açısı gerçeği yansıtmıyor. Deniz aşırı portföy yatırımlarının finansmanında ağırlıklı olarak dolar cinsi krediler kullanıldığı için, bu pozisyonlar azaltılırken de borçları kapatmak adına dolar talebi ortaya çıkıyor ve değerleniyor. Hal böyle olunca doların değerlenmesi ABD ekonomisinin iyiye gittiği anlamına gelmiyor, küresel düzeyde riskten kaçınma eğiliminin güçlendiğini söylüyor. Bu durum özellikle ABD’ye ilişkin maliyet kökenli enflasyon baskısını azaltıyor, kısa vadeli faizlerin yükselmesi ihtimalini gündemden çıkarıyor; fakat büyümede sürekliliğin nasıl sağlanacağı, bütçe açığı ve kamu borcundaki kontrolsüz artışın nasıl denetim altına alınacağı bilinmiyor.
Küresel düzeyde rekabet koşulları ve gelir dağılımı aşırıya kaçan oranda bozulmamış olsa idi gevşek para politikası ile sıkı maliye politikası güven bunalımının aşılması yanı sıra sürdürülebilir büyümeyi mümkün kılabilirdi. Sıkı maliye politikası ekonomik daralmanın devamı anlamına gelebileceği için bu açmazdan çıkılamıyor. AB örneğinde bu sıkıntı daha belirgin bir şekilde hissediliyor.
AB ülkelerinin kendi aralarında yaptığı ticaret oldukça yüksek ve ortak bir paraları, para politikaları var. Yunanistan, Portekiz ve İspanya’nın zora düşmesi hepsini olumsuz etkileyecek. Zira söz konusu ekonomilerin çok sıkı maliye politikası uygulamaya zorlanması, belli bir gecikme ile diğerlerini de aynı sıkıntı ile karşı karşıya getirecek.
Topluluğun kendi içindeki ticaret hacmi daralacak ve bu durum diğerlerinin ekonomisini ve bütçesini olumsuz yönde etkileyecek. Büyüyelim deseler bütçe ve borçlanma konusunda ipin ucu kaçacak, yok böyle olmasın derlerse kendi kendini besleyen bir ekonomik daralma ve büyüyen istikrarsızlık rotasında ilerleyecekler. Para politikası ise daralma etkisi genişledikçe gevşeyecek fakat hep geç kalınacak. Ekonomik daralma mali sektör, kamu dengesi ve Merkez Bankasını yıpratacak. ABD örneğinde olduğu gibi avro cinsi sermaye hareketleri artacak; Japonya ve ABD’den sonra deniz aşırı yatırım finansmanında daha yoğun kullanılacak ve geri dönüşü olmayan bir rotada ilerlenecek!..
ABD, AB ve Japonya gibi küresel düzeydeki büyük pazarların aynı anda benzer sorunları yaşamaları aynı açmazla mücadele etmeye çalışmaları belirsizliği artırıyor.
İşsizlik ve enflasyon birlikte arttığı, mali sektör ve kamu kesiminin de hızlanan bir şekilde yıprandığı bir durumu kimse yaşamak istemiyor, fakat bu olasılığın yükselmesini önlemek içinde hiçbir şey yapılmıyor. Sadece günü kurtaracak yaklaşımlar tartışılıyor ve sorunlar ağırlaşıyor; irili ufaklı olumsuz dalgaların süreklilik kazanması ve sistemik kırılganlığı artırması kaçınılmaz hale geliyor; özel sektör yatırımlarının azalması böyle gidemeyeceğinin teyidi oluyor…
Bu gerçekleri görmezden gelen finansal piyasalar ise itibar kaybetmeye devam ediyor… Her şeyin değişeceği süreç hızlanıyor!..

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız