Göründüğü gibi olmayanların canı daha çok sıkılacak!..
Pazartesi, 01 Mart 2010 22:00


Geçtiğimiz hafta genelinde, gerek ülkemizde gerekse küresel düzeyde yaşanan ekonomik ve finansal gelişmeleri incelediğimizde, geleceğe yönelik endişelerin yeniden belirleyici olmaya başladığını görüyoruz. Detaya girmeden önce belirtmemiz gereken bir durum var: Finansal piyasalarımızdaki olumsuz eğilimler büyük ölçüde dış gelişmelerin sonucu olarak şekillendi, son siyasi gelişmelerin etkisi şimdilik sınırlı kaldı ve ekonomideki tıkanma büyük ölçüde ihmal edildi. Eğer son iki haftada belirsizlik yaratan siyasi gelişmeler yaşanmasa idi durum çok farklı olmayabilirdi. Türk Lirası’na değer kaybettiren ve sermaye piyasalarını satış baskısı altında bunaltan işlemler yabancı yatırımcılardan geldi, bu eğilimin ortaya çıkmasında belirleyici olan unsurlar daha çok küresel nitelikte olanlar idi.
Bu nedenle dış gelişmeleri mercek altına almak, belirsizliğin dozunu ve gelecekteki etkilerini anlamak açısından önemli olacak gibi görünüyor.
Küresel düzeyde finansal piyasalara baktığımızda dolar ve Japon Yeni’nin diğer paralara karşı değer kazandığını görüyoruz. Bu durum riskten kaçınma eğiliminin güçlendiği, beklentilerin olumsuzlaştığı, kısa vadeli spekülatif pozisyonların küçültüldüğü anlamına geliyor. Küresel düzeyde kaldıraçlı aşırı spekülatif pozisyonların finansmanında bu iki para yoğun bir şekilde kullanıldığı için böyle bir sonuç ortaya çıkıyor. Yoksa bazılarının iddia ettiği gibi parası değerlenen ülkelerin güvenli liman olarak algılandığı, bu sebeple söz konusu bölgelere yönelimin arttığı anlamına gelmiyor.
Sermaye piyasalarına baktığımızda yukarıdaki görüşümüzü teyit eden gelişmelere tanık oluyoruz; yoğunlaşan satış baskısı ile ya geriliyor ya da mevcut düzeylerini korumakta zorlanıyor, bilançolara ilişkin beklentiler bozuluyor. Orta vadede ekonomideki eğilimlerden bağımsız hareket edilemeyeceği gerçeği kendisini hissettiriyor, etkili ve yetkili kesimleri üzüyor!..
Ekonomi cephesine baktığımızda durumun pek iç açıcı olmadığı gerçeğini fark etmek zor olmuyor. Geçen yılın son çeyrek döneminde yüzde 5,7 büyüdüğünü açıklayan ve oranı hafta içinde 5,9 olarak düzelten ABD’nin durgunluktan çıkamadığı ve zeminin çok kırılgan olduğu Federal Reserve Başkanı’nın sözlerinde vücut buluyor; “Daha uzun bir süre ultra düşük faizlere ihtiyaç var…” Eğer Bernanke’nin söylediklerine bakarsanız, durgunluktan çıkılmadığı, bırakın genel fiyat istikrarını, finansal istikrarın dahi sağlanamadığının itiraf edildiğini görüyorsunuz. Japonya’nın da durgunluktan çıkamadığı biliniyor ve hiç tartışılmıyor. Avrupa Birliği Bölgesi ise iyice ağırlaşmış sorunlar karşısında ne yapacağına karar verememenin sıkıntısını yaşıyor ve ekonomik daralmanın etkisi artacak gibi görünüyor.
Dünyanın gelişmiş ekonomileri ve önemli pazarlarının, aşırı gevşek para ve maliye politikalarına rağmen durgunluktan çıkamamış olması, sistemik risk algılaması ve kırılganlığı farklı boyutlara taşıyor. Finansal piyasalar ise fark ettiği hayal kırıklığı ile yüzleşmekte bunalıyor, bazı büyük yatırımcılar risklerini azaltmakta daha fazla gecikmenin büyük kayıplara neden olacağını görerek, harekete geçme zorunluluğunu hissediyor. Ufukta issizlik ve enflasyonun birlikte artacağı bir dönemin yaşanma olasılığı giderek güçleniyor.
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız genel tablo Türkiye ekonomisine yönelik beklentileri de doğal olarak farklılaştırıyor. Hem ciddi tasarruf açığı var hem de büyümesi gelişmiş piyasaların düzelmesine ve diğer sorunların ağırlaşmamasına bağımlı! Oysa küresel koşullar durgunluğun devam edeceğini ve büyük tasarruf açığı olanların daha çok zorlanacağını söylüyor. Bu koşullarda yabancı yatırımcıların taşıdıkları Türkiye riskini azaltmasını, tavsiyelerin bu yönde olmasını doğal karşılamak gerekiyor.
Sermaye piyasalarının ise satış baskısı altında kalması, Türk Lirası’nın değer kaybetmesi bu süreçte ortaya çıkıyor ve biraz daha bekleyeyim diyenleri de risklerini azaltmak yönünde harekete geçmeye zorluyor.
Başka bir deyişle ekonomik endişeler siyasi olanlara baskın çıkmaya başlıyor. Eğer gerçekten küresel durgunluktan çıkılmış olsa finansal piyasalarımızdaki durum daha farklı olabilir, son iki haftada yaşanan siyasi gelişimi değişimin yan tesiri olarak görüp tepki vermeyebilirlerdi!
Önemli olan bu yeni eğilimlerin devam edip etmeyeceği, zira her şey buna göre değişecek!.. Sorunları ağırlaştırma pahasına günü mü kurtaracağız yoksa tersini mi yapmak zorunda kalacağız?..

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız