Gerçekleri anlamak zorlaşıyor!..
Pazartesi, 10 Mayıs 2010 14:33


Geçtiğimiz hafta içinde yaşanan gelişmeler, yapay bir şekilde iyimserliği zorlanan beklentileri bozdu, belirsizlik ve kırılganlığın oldukça yüksek düzeylerde seyrettiği gerçeği açığa çıktı. Ülkemizde açıklanan nisan ayı enflasyon rakamları, Yunanistan başta olmak üzere AB bölgesinde yaşanan gelişmeler ve perşembe günü ABD sermaye piyasalarındaki yüksek şiddetteki sarsıntı bu süreçte etkili oldu. Görüş mesafesi daraldı, güvensizlikle birlikte risk alma isteği hızla azaldı, finansal piyasaların görüntüsü bozuldu. Küresel düzeyde sermaye piyasaları satış baskısı altında kaldı, menkul kıymet değerleri geriledikçe bilançolar yıprandı, risk primleri yükseldi ve faizlere ilişkin olumsuz beklentiler güçlendi, sermaye hareketlerinde yaşanan yön değişikliği döviz piyasalarındaki eğilimleri farklıklaştırdı. Büyüme, işsizlik ve enflasyon rakamlarına ilişkin tahminler olumsuzlaştı.
Beklentileri bozacağı endişesi ile finansal piyasalar pek üzerinde durmasa bile enflasyon rakamları iyi şeyler söylemiyordu: Nisan ayında tüketici fiyatları yüzde 0,60, üretici fiyatları ise yüzde 2,35 oranında artmış. Bu veriler oldukça ciddi bir maliyet kökenli enflasyon baskısı olduğuna işaret ediyor; kriz nedeniyle hissedilmeyen maliyet artışları devreye girmiş gibi görünüyor. Merkez Bankası’nın hesapladığı reel efektif döviz kuru verileri gerçeği daha iyi algılamamıza yardım ediyor: Üretici fiyat artışlarına göre Türk Lirası bir önceki ay ortalamasına göre nisanda yüzde 6,1 oranında değerlenmiş, ilk dört aylık oran ise yüzde 14’e ulaşmış! Bu durumda sormak gerekiyor, eğer Türk Lirası sene başındaki değerini koruyor olsa idi enflasyon hangi düzeyde olurdu? Bu veriler üretim cephesinde yaşanan olumsuzlukların çok aşırı düzeylere ulaştığını ve faaliyeti sürdürmenin iyice zorlaştığını, sorunlu kredilerde öngörülenin üzerinde bir artış olacağını, bütçenin de bu tablodan etkileneceğini söylüyor.
Finansal piyasaları korumak, iyimserliği sürdürmek adına yapılanlar veya zorlanan eğilimler yalnız üretim cephesini değil, mali sektör ve kamu kesimini de sabote ediyor. Enflasyonu baskılayarak olası faiz yükselişini ötelemeye çalışmanın maliyeti süratle artıyor. Bu koşullarda AB pazarında daralma beklentilerinin güçlenmesi, ABD’de de yaşanan sarsıntı sonucu risk alma isteğinin azalması ve sermaye hareketinin yön değiştirmesi nedeniyle Türk Lirasının değer kaybetmesi görüş mesafesini iyice daraltıyor. Enflasyonun daha seri bir şekilde yükselmesi, Merkez Bankası’nın  öngörülenden önce faiz yükseltmek zorunda kalması, iç talebin daralması ile bütçe açığının büyümesi ve kamu finansmanının sorun olmaya başlaması, mali sektörde sorunlu kredilerin tırmanması ve AB pazarındaki daralmanın üreten kesimleri de olumsuz etkilemesi gibi olasılıklar dikkatli olunmasını gerektiriyor…
AB bölgesinde Yunanistan’a yardım konusunda bir sonuca varılmış olması sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor; tam aksine söz konusu bölgede mali sektör ve kamu kesimi dengelerine ilişkin olumsuzluğun artacağı ve ekonominin daralacağı, toplum ile siyaset arasındaki ilişkilerin bozularak sorunları daha da ağırlaştırabileceği anlamına geliyor. Bol sıfırlı yardım kimseyi aldatmasın: Avronun kontrolsüz değer kaybı, enflasyon ve faiz beklentilerinin bozulması gibi faktörler Yunanistan’daki sıkıntının bölge geneline yayılması ihtimalini artırıyor.
ABD’de hisse senetlerinde yanlış işlemden olduğu iddia edilen ve işlem iptalleri ile kayıpların geri alınmasını mümkün kılan gelişmeler iyi şeyler söylemiyor. İlk başta resmi açıklamaların ne oranda gerçeği yansıttığını bilmiyoruz, fakat piyasanın ne kadar kırılgan olduğunu algılayabiliyoruz. 1987 yılındaki 19 Ekim “Kara Pazartesi” sonrasındaki gün içi en büyük çöküş yaşandı, hisse senetlerindeki kayıp yüzde 9,2’ye ulaştı; işlem iptalleri ve destekler sayesinde yüzde 3,5’lik kayıpla gün sonlandı. Fakat beklentiler bozuldu…
İlginç bir haftayı geride bıraktık; bundan sonra yaşanacaklar daha öncekilerden farklı olacak. Herkesin önceliklerini yeniden gözden geçirerek tedbirli olmaya çalışmasında yarar var. Kimse önünü göremiyor, aksini iddia edenler doğru konuşmuyor, sadece başkalarını yönlendirmeye çalışıyor!..

Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız