Genel görünüm tedbirli olmayı gerektiriyor
Pazartesi, 19 Ekim 2009 11:31


Gerek dünya gerekse Türkiye ekonomisinin geleceğe ilişkin görünümü, işlerin düzelmeye başladığı söylemini teyit etmiyor. Beklentileri iyimserleştirerek ve likiditeyi iyice bollaştırarak talebi artırmak, devamında hem işsizlikteki hem de kamu dengelerindeki olumsuz eğilimleri terse çevirmek amacındaki çabalar beklenen sonucu vermiyor. Mali sektörün kayıplarını kısmen telafi etmiş olması da canlanmanın başlaması ve güçlenerek devam etmesi açısından tek başına yeterli olamıyor.
Uluslararası piyasalara baktığımızda, finansal yapıya yönelik güvensizliğin hala çok yüksek olduğunu görüyor, sermaye piyasalarındaki iyimserliğin ise yapay olduğunu, diğer eğilimler düzelmediği takdirde devam edemeyeceği kanaatinin güçlendiğini algılıyoruz. Doların uluslararası arenada değer kaybetmesi, petrol ve altın gibi emtialardaki yukarı hareketin hızlanması gibi faktörler olumlu düşünmeye çalışanları bile çok zorluyor. Bunları bile olumlu göstermek adına minareye kılıf uydurmak giderek zorlaşıyor!..
Bu genel tablo, bugüne kadar harcanan çabaların umulan sonucu vermesini engellediği gibi toplam maliyeti de ağırlaştırıyor. Avrupa Birliği bölgesi avro değerlendiği için bunalıyor; önünü göremiyor, ABD ise dolar değer kaybettiği ve maliyet kökenli baskılar arttığı için çıkış yolu bulamıyor.  Gelişmiş pazarlardaki durgunluk küresel düzeydeki sorunları da ağırlaştırıyor: Rekabet koşulları iyice olumsuzlaşıyor, faaliyet gelirleri azalıyor, menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık değerini yükseltmek ve sorunlu kredi hacmindeki artışı kontrol altına almak pek mümkün olmuyor. Ayrıca enerji gibi zorunlu ihtiyaç mallarındaki fiyat yükselişi hem gelir dağılımını bozuyor, hem de diğer mal ve hizmetlere olan talebin artmasını engelliyor.
Ülkemizde açıklanan veriler ise her ne kadar gerçeği yansıtmasa da ciddi bir düzelmenin olmadığına işaret ederken, olumsuz mevsimlik koşullar nedeniyle endişeler büyüyor. Sınai üretim oranı düşse de hızla geriliyor, kapasite kullanımı düşüyor, ihracatta ise herhangi bir toparlanma gözlenmiyor. Hem vergi teşviklerinin kalkması hem de mevsimlik koşulların da katkısı ile iyice yorgun görünen iç talep de pek umut vermiyor. Bütçe açığı da yılın ilk çeyrek dönemine benzer bir son çeyrek dönem açığı yaşayacak gibi görünüyor. Vergi gelirleri daralırken harcamalar kısılamıyor, Merkez Bankası bankalar üzerinden dolaylı olarak kamuyu finanse etmek adına; günü kurtarmak adına hesapsızca faiz indirmek zorunda kalıyor. İşsizlik yeniden yükselişe geçecek ve yeni rekorlar kırılabilecek gibi görünüyor. Enflasyona ilişkin belirsizlik ise artıyor. Talep kökenli bir baskı yok, ama maliyet kökenli enflasyon baskısı oldukça ciddi. Beklentiler yolu ile durum böyle değilmiş, her şey iyiye gidiyormuş gibi göstermek ise pek olası görünmüyor. Gerek küresel düzeydeki gerekse ülkemizdeki ekonomik olumsuzluklar umutların başka bir yerde aranmasını gerektiriyor: Bizim de bulunduğumuz Avrasya coğrafyasında son aylarda yaşanan siyasi gelişmelerin bölge ekonomisi üzerinde orta vadeli etkileri olabilir, ancak kısa vadede iyimser olmak pek mümkün değil. ABD’nin Doğu Avrupa’ya füze kalkanı projesinden vazgeçmesi, İran’la diplomatik ilişki yolu ile bir şeyler yapmaya çalışması, Türkiye-Suriye ilişkilerindeki gelişmeler ve vizenin kalkması, ABD askerlerinin 2011’de Irak’tan çıkacak olması, Ermenistan sınır kapısı, Azerbaycan’ın Rusya ile doğalgaz anlaşması gibi kısa sürede yaşanan gelişmelerin nasıl sonuçlanacağı belirsiz. Bölge ülkelerinin birbirine yakınlaşması ve ekonomik ilişkilerin güçlenmesi, bugünkü kriz ortamında hepsine faydalı olabilir; tabii ki süper güçler izin verir ve bölgedeki batıya yönelik güvensizlik ile feodal anlayış kırılabilir ise!..
Önümüzdeki altı aylık döneme bakarak bir değerlendirme yapmaya çalışırsak, ekonomi cephesinde genel bir toparlanma beklemiyoruz. Başta da belirttiğimiz gibi geniş kesimlerin yaşam koşullarına bağlı olarak talep daraldığı ve kamu açıkları büyüdüğü sürece mali sektörde yaşanan göreceli düzelme hem kalıcı olamaz, hem de durgunluktan çıkmak için yeterli olamaz. 2010 küresel düzeyde işsizlik ve enflasyonun birlikte arttığı, oldukça sıkıntılı bir dönem olabilir. Krize sebep olan yapısal sorunlar bir yıl öncesine göre daha olumsuz ve bu konuda hiç bir şey yapılmıyor olması, gelecek üzerindeki ipotekleri büyütüyor…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız