| Gelişmeler bir yıl öncesini anımsatıyor!.. |
| Pazartesi, 02 Kasım 2009 13:53 | |||
![]() Geçtiğimiz hafta genelinde küresel düzeyde finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler bir yıl öncesini anımsatmaya başladı: Fiyat hareketliliği yükselişe geçerken, riskten kaçınma eğilimi ön plana çıktı. Para ve maliye politikalarında sınırları zorlayacak kadar aşırıya kaçan gevşemeye, menkul kıymet şeklindeki varlık değerlerinde toparlanma ve bilançolardaki rahatlamaya rağmen umulan ekonomik canlanma ortaya çıkmadı; belirsizlik ve kırılganlık azalmadı, işsizlik artarken maliyet kökenli enflasyon baskısının ayak sesleri gelmeye başladı. Asıl önemlisi beklentilerin her koşulda ekonomik eğilimler üzerinde etkili olamayacağı gerçeğinin açığa çıkması, küresel soruna küresel uzlaşı çerçevesinde çözüm yönünde mesafe kat edilememesi, güven bunalımını geri getirmeye başladı. Örneğin ABD ekonomisinde tüketici güveni büyürken, üçüncü çeyrek büyümesinin zorlama ile yüzde 3,5 olması gölün maya tutmadığına işaret ediyor!.. Amerikan dolarının diğer paralara karşı sergilediği dalgalanma, piyasalardaki tüm eğilimleri etkiliyor, fakat ekonomiyi etkilemiyor; spekülatif ve kısa vadeli beklentiler, yanı sıra ağırlaşmış yapısal sorunlar sonucun böyle olmasında belirleyici oluyor. Dolar değer kaybettiğinde, sermaye piyasaları ile birlikte başta altın ve petrol olmak üzere emtia piyasaları da yükseliyor; fakat bilançolarda yaşanan toparlanmanın etkisi artacağı düşünülen enflasyon baskısı ile dengeleniyor, işsizlik artmaya devam ediyor. Dolar değerlendiğinde ise tüm piyasalarda riskten kaçınma eğilimi eşanlı olarak devreye giriyor, bilançolar yıpranıyor, güvensizlik daha seri bir şekilde etki alanını genişletiyor; işsizlik artmayı sürdürüyor. İkilem böyle olunca tek başına sermaye piyasalarının gidebileceği herhangi bir yerin kalmadığı kanaati yaygınlaştıkça sıkıntı büyüyor; doların değer kazanmasının mı yoksa kaybetmesinin mi daha iyi olacağı konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkıyor; Belirsizlik ve kırılganlık artmaya devam ediyor. Koşullar kamuyu temsil eden Hazine ve Merkez Bankası gibi kurumları da acımasızca yıpratıyor… Ülkemizdeki genel durum da yukarıda anlattığımızdan çok farklı değil: Türk Lirası değerlendiğinde sermaye piyasası yükseliyor, fakat bu kez durgunluğunun derinleşmesi kapanan üretim birimi sayısındaki hızlı artış nedeniyle işsizliğin yeni rekorlara koşma olasılığı sıkıntı yaratıyor. Türk Lirası değer kaybettiğinde ise sermaye piyasası satış baskısı altında bunalıyor ve maliyet kökenli enflasyon baskısının iç talebi iyice daraltarak olumsuzlukları yaygınlaştıracağı biliniyor. Döviz kuru nereye giderse gitsin ekonominin nabzı zayıflamaya devam ediyor. Düşünün bir kez bireysel ve kurumsal bazda ekonominin yüzde 90’ı krizde ise mali sektör ve kamu, gücünü koruyabilir ve ekonomi büyüyebilir mi? Günü kurtarmak adına işçiyi, esnafı, memuru, köylüyü, emekliyi borç batağına sürükleyip geleceğine ipotek üzerine ipotek koyanlar benzer yaklaşımlar ile bu açmazı çözebilir mi? Küreselciler dışarıda doların değer kaybetmesini, içeride ise Türk Lirasının değerlenmesini kötüler arasında en iyi olarak görüyor; sürdürülebilir olmadığını biliyorlar, fakat günü kurtarmak için başka bir yol düşünemiyorlar. Merkez Bankaları da bu yaklaşıma destek veriyor ve tüm itibarlarını riske ediyorlar. Bu genel tercihe rağmen kasım ayı başı itibari ile durum oldukça karışık! Küreselcilerin 2006 öncesindeki tercihleri daha farklıydı, ancak çaresizlik nedeniyle mecburen değiştiler. Şeytanlık yaparken azapları arttı; hem daha çok sıkıntı çekmeye hem de çektirmeye başladılar. Artık eskisi gibi çeşitli ve bol renkli masallar üretemiyor, içlerine kapanıyorlar. Başarısızlıklarının faturası büyüyüp bunu ödeme vadesi yaklaştıkça dış destek arıyorlar, ama Mars’tan; Venüs’ten bir şey gelmiyor. Mevsimlik olarak ekonomik durgunluğun derinleştiği bir döneme giriyoruz. Sesi çok çıkanlar baz etkisi nedeniyle bir önceki yıla göre büyümenin daha iyi olacağını iddia ediyor. Şahsen genel durumun bir yıl öncesine göre daha kötü olma ihtimalini daha yüksek görüyorum. Nüfusun yüzde 90’ının krizi derinleşti ise sonucunun daha iyi olamayacağını düşünüyorum… IMF ile yapılacak bir anlaşma geniş kesimlerin durumunu düzeltmeyecek ise hiçbir kesime kalıcı çözüm getirmeyecek demektir. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

