Gelişmekte olan ekonomilere yönelişin sebepleri…
Pazartesi, 02 Ağustos 2010 13:52


Finansal piyasaların aşırı iyimserliğe bağımlı gündemine bakılır ise gelişmekte olan ekonomiler yeniden yatırımcıların öncelikli tercihi haline gelmiş; Brezilya’dan sonra Türkiye ve Şili’nin yaptığı tahvil ihraçlarına gelen yüksek talep ve düşük borçlanma maliyetleri bu anlama geliyor imiş. Şahsen bu tercihin çaresizlikten kaynaklandığını ve küresel düzeydeki sorunları ağırlaştırdığını düşünüyorum.
Yatırımcılar gelişmekte olan ekonomiler iyi olduğu veya iyiye gittiği için değil, gelişmiş ekonomiler çok kötü olduğu ve daha kötüye gittiği için tercihlerini bu yönde kullanmak zorunda kalıyor; yüksek risk ve eskiye oranla oldukça düşük getiriyi, mevcut tercihler arasında kötülerin en az kötüsü olarak görüyor. Sonuçta sorunlar ağırlaşıyor, belirsizlik yükseliyor fakat sadece gün kurtarılmış oluyor; Avrupa Birliği içinde yaşananlardan çıkarılması gereken dersler alınamıyor…
Gelişmiş ekonomilerde para politikası oldukça gevşek ve böyle olmaya devam edecek; sermaye piyasaları ise hayli şişkin ve mevcut fiyatlara uygun getiri yaratmak artık mümkün değil. Bu ülkelerin yatırımcıları mevcut fiyatlardan kendi sermaye piyasalarının riskini almaktansa, gelişmekte olan ekonomilerinkini bir getri elde etmek adına tercih etmek zorunda kalıyor.
Söz konusu ülkelerin bankaları yerel kredi ve sermaye piyasası riski almaktansa denizaşırı riskleri ehvenişer görüyor. Sonuçta beklenen canlanma gerçekleşmiyor, bütçe açıkları büyüyor, işsizlik azalmıyor, para politikası daha da gevşetilmek zorunda kalıyor, nakitten kaçış eğilimi sorunları ağırlaştırıp istikrarsızlığı besliyor.
Gelişmiş ekonomilerde rekabet gücü azalır ve faaliyet geliri erir iken kredilerin kontrolsüz bir şekilde büyümesi ciddi sorunları beraberinde getirdi. Orta vadede talep daralması ve buna bağlı olumsuzluklar ötelendi fakat oluşan finansal balonlar ödemeler sistemini kırılganlaştırdı. Bugün için hem varlık değerlerini yüksek tutarak bilançoları korumak hem de talep daralmasını ötelemek ve genel fiyat istikrarını korumak pek olası değil. Bu durum gelişmiş ekonomilerin sunduğu nimet-külfet dengesini bozdu ve mali sistemin aktif kalitesini olumsuzlaştırdı.
Bu tablo gelişmiş ekonomi riskinden kaçışı da beraberinde getirdi; gelişen ekonomilere olan bu yönelim onlardaki sorunları da benzer şekilde ağırlaştıracak. Sorunları küçükken çözmenin, sürdürülebilir olmadığı halde geçici çözümlerle günü kurtarmaya çalışmanın bedeli ağır olacak.
Bu yılın ilk yarısında bazı güney Avrupa ülkelerinin ekonomileri iyice anormalleşmiş, borçları sıkıntı yaratmıştı. Gelişmekte olan ekonomilerin de, küresel düzeyde sorunlar ağırlaşır iken kolay borç almaları hayali varsayımlara dayalı yatırımlara yönelmeleri bazı AB ekonomilerinde gözlenenden daha farklı bir sonuç üretmeyecek.
Orta vadede bugün yaşanan eğilimlerin tam tersi kaçınılmaz olacak ve büyük bir istikrarsızlığı beraberinde getirecek. Likidite bolluğu, düşük getiriler ve şişkin fiyatlar kadar enflasyonist baskıyı da mümkün kılıyor; er geç faizler yükselmeye başladığında sistemik çöküş kaçınılmaz oluyor.
Kimse hayal görmesin, ağırlaşmış sorunlar ve kuralsızlık nedeniyle gelişmekte olan ekonomiler dünyanın lokomotifi olmayacak; gelişmiş ülkelerdeki sorunlar onları da çaresizleştirecek ve sonunda dananın kuyruğu kopacak!.. Rekabet gücü azalmaya faaliyet gelirleri erimeye devam edecek ve bu borçlar geri dönmeyecek; borç yapılandırması ile bir süre zaman kazanmak ekonomik tabloyu değiştirmeyecek. Üretim cephesindeki sorunlar gerek kamu gerekse mali kesimlerin de kaderini belirleyecek…
Gelişmekte olan ekonomilere yönelen finansal sermaye eğer durumu daha iyiye giden bir ülke var ise onu da bozacak!.. Aşırı borçlu olup günü kurtarmaya şartlananlar bu gerçeği inkar etmeye devam edecek…

Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız