| Evdeki hesap çarşıya uydurulamıyor!.. |
| Pazartesi, 05 Temmuz 2010 11:26 | |||
![]() Ekonomi gündemine düşen haber, gelişme ve yorumlara baktığımızda hem bilgi kirliliğinin, hem de belirsizlik ve kırılganlığın arttığına tanık oluyoruz. Yakın çevremizde gördüklerimiz ile duyduklarımız arasındaki uçurum büyüyor, ayak sesleri duyulan istikrarsızlığı spekülatif istikrar beklentisi ile bastırmaya çalışmak günü kurtarmaya yetmiyor. Tatmin edici yanıt bulamayan soruların sayısı artıyor ve çelişkiler farklı boyutlara tırmanıyor: G20 bünyesinde ABD ile AB yetkilileri neden anlaşamadı ve bu durum küresel ekonomiyi nasıl etkileyecek? Elektrik fiyatına neden indirim kararı alındı ve daha sonra hangi sebeple iptal edildi? 2010 yılı ilk çeyrek büyümesinin yüzde 11,7 olması gerçeği ne oranda yansıtıyor ve geniş kesimler neden bunu hissetmiyor? Yukarıdaki sorulara verilebilecek yanıtlar geleceğe ilişkin endişe ve yönlendirme çabalarını açığa çıkaracak ve bugünü anlamamıza yardım edecek. Küresel ekonomide işler pek iyi gitmiyor, kurtarma ve canlandırma paketlerinin etkisi azaldıkça yeni bir daralma dalgası kapıyı çalmaya hazırlanıyor. Bu nedenle ABD, AB’ye baskı yapıyor; açıkları boş ver, büyümeye ve iç talep artışına odaklan, diyor. Almanya’nın başını çektiği bazı ülkeler ise bu tercihin günü kurtarmak ve başkalarını desteklemek adına kendi geleceklerini feda etmek anlamına geldiğini görüyor ve karşı çıkıyor. Uzlaşmazlık, herkesin kendi başının çaresine bakacağı, kendi doğrularının peşinden gitmeye çalışacağı anlamına geliyor. Bu durumda AB genelinde mali disiplin ön plana çıkacak, mali sektör daha sıkı denetlenecek, hedeflerini yakalayamayan ekonomilere yaptırım söz konu olacak ise Avro Bölgesi ekonomik bakımdan daralacak demektir. Gelişmekte olan ekonomilerdeki iç talep artışının ihtiyacı karşılayamayacağı bilinir ve ABD’deki önlemlerin etkisini yitirdiği gözlenirken, AB bölgesine ilişkin bu yeni beklentiler riskten kaçınma eğilimini güçlendiriyor. 2009 yılı ikinci çeyrek döneminde güven bunalımını aşmak adına başlatılan balayı döneminin sona erdiği ve sorunlarla yüzleşmemizi zorlayacak “ikinci bir dip” hareketi etkili olacak gibi görünüyor. Orta vadede sermaye hareketlerinin azalması ve yön değiştirmesi, riskten kaçınma eğilimi nedeniyle menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık değerlerinin gerilemesi ve bilançoları yıpratarak tüm sektörleri olumsuz yönde etkilemesi gibi eğilimler kırılganlığı artırıyor. Şimdilik deflasyonist karakterli olabilecek gibi görünen bu tehlikenin, süratle enflasyoniste dönüşmesi ihtimali de mevcudiyetini koruyor. Her halükarda küreselde ekonomi daralacak, işsizlik azalmayacak, kimsenin evdeki hesabı tutmayacak… Türkiye veya Doğu Avrupa ekonomileri gibi tasarruf açığı büyük ekonomilerin daha fazla etkilenmesi söz konusu olabilecek. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız genel tabloyu ve yarattığı tehlikeyi anlarsak, yüzde 11,7’lik büyümenin neden abartıldığını veya elektrik fiyatlarındaki yap bozun neden yaşandığını daha iyi anlayabiliriz. Dış pazarlardaki daralmadan, Türk Lirası’ndaki aşırı değerlilikten, enflasyonist baskılardan ve olası faiz artışlarından korkuyoruz; eğer riskten kaçınma eğilimi geri gelir ise hepsiyle yüzleşmek zorunda kalacağımızı ve kontrolü kaybedeceğimizi biliyoruz. Büyüme rakamını abartmanın da elektrik fiyatları ile bir şey yapmanın da biraz panik içinde olası riskten kaçınma eğilimini ortadan kaldırmak veya geciktirmek amacı ile gündeme geldiğini biliyoruz. Elektrik fiyatı mali kural beklentisini bozmasın diye geri alınmış olabilir; ortaya çıkan büyüme rakamı ise kesinlikle gelecekte yaşanacakları temsil etmiyor ve gerçeği yansıtmıyor. Belirsizlik ve kırılganlığın arttığını, sistemik riskin yükseldiğini gizlemek zorlaşıyor, her şeyin değişeceğini kabul etmek ise pek hazmedilebilecek bir şey gibi görünmüyor!.. Beklentileri yönlendirerek günü kurtarmak giderek zorlaşacak ve bir yerde imkansız hale geldiği için teslim olunacak… O gün gelmeden tedbirli olmaya bakın!.. Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

