|
Pazartesi, 01 Haziran 2009 15:07 |
|

Küresel eğilimlere paralel tepki verip, ülkemizdeki sorunları görmezden gelerek günü kurtarmaya alışkanlık haline getirenler açısından belirsizliği yüksek bir dönem bizi bekliyor. Enflasyonist beklentilerin kımıldamaya başlaması bu süreçte etkili oluyor. Daha açık ifade etmek gerekir ise Merkez Bankalarının bir şeyler yapmanın veya yapmamanın ciddi yan tesirler üretmeye başlayacağını hesaba katması gerekiyor. 2008 yılının son 9 ayına baktığımızda giderek hızlanan ciddi bir ekonomik daralmaya tanık olmuştuk. İşsizlik hızla artmış, kredi krizi derinleştikçe enflasyonist baskıların yerini deflasyonist olanlar almıştı. Menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık değerlerindeki çöküş ise bilançoları tahrip etmiş, gelir dağılımı ve rekabet koşulları seri bir şekilde olumsuzlaşmıştı. Başka bir deyişle sürdürülebilir olmayan yaklaşımlarla sorunların ağırlaşması pahasına günü kurtarmaya çalışmanın bedeli çok ağır olmaya başlamıştı. Bu yılın ilk 5 ayında ise yine sürdürülebilir olmadığı bilinen yaklaşımlarla kredi krizini aşmaya çalışmanın maliyeti de oldukça ağır olacak gibi görünüyor. Merkez Bankalarının kesesinin ağzını sonuna kadar açması, kamu ve düzenleyici kurumların verdiği garantilerin yanı sıra açılan kurtarma paketleri sayesinde bazı şeyler değişmeye başladı: Menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık değerlerindeki kayıplar kısmen geri alındı, bilançolar biraz olsun rahatlayınca kredi cephesindeki tıkanıklık biraz azaldı. Fakat bu kez de enflasyonist baskılar hortlamaya, büyük fedakarlıklara mal olacak kazanımları tehdit etmeye başladı. Özetle söylemek gerekir ise durgunluk deflasyonist karakterden enflasyonist olanına dönüşmeye başladı. Bu durum kısa vadeli faizlerin düşük düzeyde kalamayacağı beklentisini güçlendirerek sabit getirili menkul kıymetleri ve bunları portföyünde tutanları tehdit etmeye başladı. 2008 yılında hisse senetleri yarı yarıya değer kaybetmiş, emtia fiyatları da paralel bir seyir izlemişti. Ne talep ne de maliyet kökenli bir enflasyon tehlikesi kalmamış, Merkez Bankaları seri bir şekilde faizleri düşürerek riskten kaçınma ve nakitte kalma eğilimini sınırlamaya çalışmış, durgunluğun derinleşmesini önleme çabası içine girmişti. Akımlardaki sorunlara ve dengesizliklerin sebebi durumundaki dengesizliklere karşı bir şey yapamadıkları için salt patlayan balonları onarma konusuna yoğunlaşılmıştı. Sonuçta hisse senetleri kayıplarının bir kısmını geri aldı, fakat yükselen emtia fiyatları nedeniyle maliyet kökenli enflasyon baskısı da geri dönmeye başladı. Bu aşamada sormak gerekiyor, enflasyonun kökeni ne olur ise olsun belli sonuçlar üreteceği kesin. Nakitten uzaklaşma kısa vadede paranın devir hızını arttırarak durgunlaşma eğilimi kırılıyormuş gibi bir görüntü yaratabilir; fakat küresel talep üzerinde orta vadede yaratacağı daralma nedeniyle sıkıntının yeniden büyümeye başlaması olasılığı oldukça yüksektir. Enflasyonun sabit getirili menkul kıymetler üzerindeki etkisinin dolaylı olarak diğer menkul kıymetleri ve bilançoları olumsuz yönde etkilemesi ise kaçınılmazdır. Konuya Türkiye ekonomisi açısından bakarsak olası sıkıntıyı daha iyi anlayabiliriz. Son bir yılda ekonomi daralıyor, işsizlik artarken enflasyon geriliyor ve de bütçe açığı kontrolden çıkarken cari açık küçülüyordu; küresel düzeyde hammadde fiyatlarının artması cari açık ve enflasyondaki eğilimi değiştirecek diğerleri aynı kalacak. Enflasyon yükseldikçe faizlerin yükseleceği beklentisi yaygınlaşacak ve riskten kaçınma eğilimi daha önce görülmemiş boyutlara tırmanacak. Bu durumda varlık değerleri pek gerilemese bile döviz kuru ile faizler yükselecek, ekonomi daha seri bir şekilde daralacak; gelir dağılımı ve rekabet koşulları olumsuzlaştıkça borç-alacak ilişkileri kırılacak, gelişmeler kontrolden çıkacak. Enflasyondaki artışın gelişmiş ekonomiler ile farklı yapıda olan gelişmekte olanlar üzerindeki etkileri farklılaşacak; Türkiye bu süreçte ortalamanın üzerinde ve olumsuz yönde etkilenecek ekonomiler arasında olacak!.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|