| Ekonomi tıkırında!.. |
| Pazartesi, 11 Ocak 2010 16:10 | |||
![]() Yeni yılın ilk haftasındaki genel görünüm; finansal piyasalarla ekonomi arasındaki kopukluğun devam edeceğini, belirsizlik ve kırılganlığın yüksek düzeyini koruyacağını teyit ediyor. Zira bir taraftaki iyimserliği korumak, kısa vadede riskten kaçınma eğilimini azaltmak adına yapılanlar diğer tarafı olumsuz yönde etkiliyor; sürdürülebilir olmayan bu duruma rağmen kredi değerlendirme şirketlerinin yaklaşımını ekonomik mantıkla açıklamak pek mümkün olamıyor. 2010 yılının ilk yarısı itibariyle yıllık enflasyon rakamlarının yüzde 8-10 aralığını zorlayacağı tahmin ediliyor. Geçen yıl aynı dönemde kriz paniği nedeniyle düşen fiyatların bugün normalleşme eğiliminde oluşu, başta enerji gibi zorunlu ihtiyaç maddeleri olmak üzere emtia fiyatlarının yüksekliği yanı sıra talep yetersizliği nedeniyle ölçek verimliliğinin yakalanamıyor oluşu gibi faktörlerin maliyet kökenli enflasyon artışında belirleyici olacağı tahmin ediliyor. Diğer taraftan Merkez Bankası, kısa vadeli faizleri yükseltmeyeceği yönünde mesajlar vererek, finansal piyasaları rahatlatmaya çalışıyor. Fakat bu durum yeterli olmuyor. Eğer faizler yüzde 6,5’ta kalırken enflasyon çift haneli seviyeleri zorlamaya başlar ve Türk Lirası’nın reel getirisi negatif seviyelerde ilerler ise bu kez döviz kuru ne olacak? Kim negatif getiri için risk alacak, yatırım yapacak? Veya reel getiri negatife inmesin, döviz kuru yükselmesin diye kısa vadeli faizler gerekli ve yeterli düzeyde yükseltilirse bu kez de menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlıkların değeri eriyecek ve bilançolar yıpranmayacak mı? Finansal piyasalar faizlerin yükseltilmemesini, Türk Lirası’nın değerli tutularak enflasyonda yaşanacak artışın kontrol altında tutulmasını talep ediyor, aksi takdirde kontrolün kaybedileceği uyarısını yapıyor. Bu amaca yönelik olarak mali disiplin konusunda kararlı olunmasını ve IMF ile anlaşılmasını istiyor. Geçen hafta en yetkili ağızdan IMF ile anlaşma yönünde mesafe kat edildiğinin açıklanması, Hazine’nin eurobond piyasasında yaptığı 2 milyar dolarlık ihraç ve Fitch’in ardından Moody’s’in de kredi notunu yükseltmesi finansal cephede sınırlı bir rahatlama yaratmış gibi görünüyor. Enflasyondaki artışın Türk Lirası’nın biraz değerlenmesi ve gücünü koruması sayesinde sınırlı kalacağını ve Merkez Bankası’nın da faizler konusunda pasif tavrını koruyabileceğini umuyorlar. Ancak finansal piyasaları rahatlatan koşullar üreten kesimleri olumsuz yönde etkiliyor, rekabet güçlerini iyice olumsuzlaştırıp gelirlerini azaltıyor. Ekonominin daralmaya devam etmesi, işsizliğin artış eğilimini koruması, tüketici güveninin düşük düzeyde kalması, bütçe açığının öngörülenin çok üstüne çıkması ve kamu finansman ihtiyacının anormal düzeylere çıkması gibi olasılıklar güçleniyor. Ayrıca küresel düzeyde zorunlu ihtiyaç maddesi fiyatlarının diğerlerine oranla nisbi olarak artış eğilimi sergilemesi, ekonomi cephesindeki sıkıntıyı iyice artırıyor. Hal böyle olunca sormak gerekiyor, mevcut koşullarda mali disiplini nasıl sağlayacaksınız? Milletin parası yoksa canını mı alacaksınız? Gerçek niyetiniz üzüm yemek mi, yoksa bağcı dövmek mi? Sürdürülebilir olmayan süreçler sorunları üretir ve büyütür, sistemik riski artırır, borç ödeme yeteneğini azaltır. Gerek küresel düzeydeki gerekse ülkemizdeki durum sürdürülebilir değildir ve sorunlar ağırlaşmaktadır. Kriz ciddileşmektedir ve sürdürülebilirliğin tesisi için hiçbir şey yapılmamıştır. Yapılanlar günü kurtarmakla ilgilidir. Kredi notunun düşürülmesi gereken bir ortamda tersinin yapılıyor olması ekonomik değil, siyasi bir tercihtir, günü kurtarmak iyice zorlaştığı için gerekli hale gelmiştir. Ekonomi herhangi bir yapının temeli ve ana taşıyıcı gövdesi ise finansal sistem çeşitli şebekeler ve çatı niteliğindedir. Temel ve gövde çatırdıyorsa finansal yapıyı güçlü gibi göstererek sorunun büyümesini önleyemezsiniz, sadece geniş kesimlerin algısını körelterek bir süre daha günü kurtarır, fakat sorunları ağırlaştırırsınız… Sorunların ağırlaşmasına göz yumulması ve görüntüye yoğunlaşılması çaresizliğin büyüdüğü anlamındadır ve her zamankinden daha dikkatli ve tedbirli olunması hayati önemdedir. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

