|

Küresel ekonomi büyük bir hızla daralmaya devam ediyor, finansal piyasalar ise can derdine düşmüş, burnunun ucunu göremiyor; tuhaf bir şekilde bu büyük çelişkiye rağmen etkili ve yetkili kesimler güven bunalımının aşılabileceğini umuyor! Ülkemizdeki genel durum da buna paralel bir görüntü sergiliyor. Finansal piyasalar, ekonomi cephesinden çok birbirine bakarak, mevcut düzeylerini nafile bir şekilde koruyarak, daha büyük bilanço yıpranmasını nafile bir çaba ile önlemeye çalışıyor; fakat finansal taraftaki bu çaba ekonomi cephesindeki olumsuzlukları frenleyemiyor, para ve maliye politikası önlemleri de durumu kurtarmaya yetmiyor. Merkez Bankamız yaklaşık 6 aydır kısa vadeli faiz oranlarını tempolu bir şekilde aşağı çekerek, para politikasını olabildiğince gevşetiyor. Her seferinde ayarlamanın peşinen yüksek oranlı olduğu söyleniyor, fakat bu sert ayarlamalara devam etmek zorunda kalınıyor. Zira ekonomideki genel olumsuzluğa paralel olarak, mali sektör ve kamunun durumu süratle kötüye gidiyor ve yıpranma hızının düşürülmesi için akla başka bir önlem şekli gelmiyor. Borç-alacak zincirindeki kırılma sorunlu kredileri artırarak, mali sektörü daha dikkatli olmaya zorluyor; talepteki daralma ise bütçe gelirlerinde yarattığı erozyonla açığı ve finansman ihtiyacını büyütüyor. Net dış borç ödeme zorunluluğu tüm dengeleri tahrip etmeye devam ediyor. 2000’li yıllarda mali sektör ve kamuyu toparlamak amacıyla benimsenen ekonomi politikalarının bugünkü faturası çok ağır oluyor. Başta üretenler olmak üzere geniş kesimlerden söz konusu kesimlere yönelik transfer, bugünkü çözümsüzlüğün temel sebebi oldu. Gelir dağılımı bozuldu, rekabet koşulları olumsuzlaştı, olası bir krize dayanma gücü sıfırlandı. Başka bir deyişle günü kurtarmak için ekonominin geleceği tüketildi: Faaliyet gelirleri eridikçe borçlar büyüdü. Bugün ise hızla daralan ekonominin yeniden canlanması için nafile çabalar sergileniyor, uçurumdan aşağı itilen kesimlerin eskisi kadar tüketmeye devam etmesi, faizlerdeki gerilemeye tepki vermesi bekleniyor! Özetle söylemek gerekirse mali sektör ve kamudaki olumsuzlaşmanın durması için bir mucize gerekiyor: Kurban edilen geniş kesimlerin dirilerek kendisini katledenleri bir kere daha kurtarması!.. Faaliyet gelirlerinin erimesi, gelir dağılımının anormal düzeyde bozulması ve borç batağına gömülünmesi gibi unsurlar bir araya geldiğinde geniş kesimlerin kısa vadeli faizlere tepki vermesi imkansızlaşıyor. Toplam talep artmıyor, tam aksine daralıyor ve sorunların iyice ağırlaşması önlenemiyor. Talep daraldıkça bütçe açığı büyüyor ve kamu finansman ihtiyacı artıyor; maliye politikası uygulamaları ise kalıcı düzelme sağlayamıyor. Talep daraldıkça krediler içinde geri dönmeyen oranı artıyor ve mali sektör bilançoları yıpranırken, güvensizlik anormal düzeylere sıçrayarak ciddi bir kısır döngü yaratıyor. Bankaların kredi vermek istediği kesimler borçtan kaçınırken, olumsuzluklara rağmen kaynak talep edenlere ise güvenilemiyor. Kısa vadeli faizlerdeki gerileme ve parasal genişleme, ekonominin canlanıp normalleşmesine katkı yapamıyor. ‘Likidite tuzağı’ adı verilen bu durum parasal çözüm şansını ortadan kaldırıyor. Eşitsizliği artıran nitelikteki sürdürülebilir olmayan politikalarla yaratılan bu durumdan aynı yaklaşımlarla çıkılamıyor. Ne kısa vadeli faizlerin gerilemesi ne de dördüncü paket çerçevesindeki vergi indirimleri, toplam talepteki daralmayı önleyebilir. Serbest piyasa koşullarında dikkatli olunmaz ise bu açmaza düşülebiliyor, fakat kurtulunamıyor. Çırpındıkça sorunların ağırlaşması kaçınılmazlaşıyor. Faaliyet gelirleri ile toplam borçlar arasındaki açık giderek büyüyor ve sorunların ağırlaşması önlenemiyor. Güvensizlik büyüyor, yabancı sermaye kaçıyor, piyasaları yapay bir şekilde yönlendirerek günü kurtarmak bile imkansızlaşıyor. Korkunun ecele faydası olmuyor, dünün yanlışları peşimizi bırakmıyor. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|