| Dostlar alışverişte, diğerleri ise tuzakta!.. |
| Pazartesi, 26 Temmuz 2010 09:55 | |||
![]() Geçtiğimiz hafta genelinde finansal piyasalarımızda yaşanan iyimserliği mercek altına almak gerekiyor. Zira ne küresel düzeyde yaşanan eğilimler ne de Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmeler böyle bir iyimserliği teyit etmiyor. Hal böyle olunca sormak gerekiyor: Üretime yönelik endişeler tırmanır ve Türk Lirası’nın aşırı değerli oluşuna ilişkin endişeler genel kabul görürken döviz kuru sepet bazında nasıl oluyor da gerileyebiliyor? Mali sektör hisseleri önceliğinde İMKB hangi beklenti ile rekor kırıyor ve devlet tahvilleri cephesinde bileşik faizler yılın en düşük düzeyine iniyor? Her şey iyi gidiyor ise içeride mevduat faizleri neden yükseliyor? Finansal piyasalarımızda yaşanan bu aşırı iyimser rüzgarın spekülasyon mu, yoksa organize bir manipülasyon mu olduğunu teşhis etmek önemli hale geliyor. İşin tuhaf tarafı, temmuz ayı ikinci yarısına ilişkin Merkez Bankası tarafından yapılan beklenti anketi de söz konusu aşırı iyimserliği destekliyor: Yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 7,60’lara gerilemiş! Ankete katılanların çok büyük kısmının Banka Hazine Müdürleri olduğunu dikkate alınca yaşananların spekülasyon gibi görünen bir manipülasyon olduğu kanaati güçleniyor. Etkili ve yetkili kesimlerin de serbest piyasa ile ilgisi olmayan bu yapaylık lehine taraf olması geleceğe yönelik belirsizliğin yükselmesine sebep oluyor. Zira üreten kesimlerin durumu daha kritik hale gelirken, geri dönmesi imkansızlaşan kredi hacmi büyüyor. Referandumun yapılacağı 12 Eylül tarihine kadar başta belirttiğimiz aşırı iyimser eğilimler zorlanacak, geniş kesimlerin rehavete kapılması ve neler olup bittiğini anlamaması için çaba harcanacak gibi görünüyor. Kısa vadeler uç uca eklenerek gün kurtarıldığı için şimdilik daha sonrası düşünülmüyor ve düşünmek zorunda olanlar dikkate alınmıyor… Malum enflasyonun mevsimlik olarak gerilediği dönemi geride bıraktık ve tam aksine yükselişin gündeme geleceği bir sürece girdik. Mayıs-temmuz döneminde tartıları artan ve fiyatları düşen sebze ve meyve gibi mevsimlik ürünler nedeniyle enflasyon geriler, ağustos ayı sonrasında ise yükselişin baskısı devreye girer. Yılın ilk çeyrek döneminde çift haneli seviyelerde dolaşan yıllık enflasyon mayıs-haziran döneminde yüzde 8,37’ye geriledi. Beklenti anketine malum kesimlerin temennisi olarak yansıyan beklenti ise enflasyonun tekrar yükselmemesi için Türk Lirası’nın daha da değerlenmesini gerektiriyor; temmuz ayının son on gününde ise bu amaçla düğmeye basılmış gibi görünüyor. Türk Lirası değerlendikçe muhtemelen üreten kesimlerin sorunları ağırlaşacak, içeride ve dışarıdaki koşullar aleyhlerine gelişecek; fakat enflasyon ve faizler bu sayede yükselmeyecek ve referandum öncesinde tüketiciler şuursuzca rehavet uykusuna devam edebilecekler!.. Üretenler üzülecek; mali sektör, bürokrasi ve siyasi irade timsah gözyaşları dökerek örgütlenmiş sorumsuzluğu oynamaya devam edecek… Eh tabii, Türk Lirası değerlenecek ise borsa bu fırsatı kaçırmayacak, bankalar bilançolarını güzelleştirme adına tahvil piyasasını yukarı itecek. Bu iyimserliğin faturasının ne zaman ve kimlere çıkarılacağı konuşulmayacak! Gerek ABD gerekse AB cephesinde yaşanan gelişmelere bakılır ise küresel düzeyde maliyet kökenli enflasyon baskısı artacak: Para bollaşacak, borçlanmak kolaylaşacak, gelir dağılımı ve rekabet koşulları bozulmaya devam edecek. Bu durum ülkemizdeki genel durumu olumsuz yönde etkileyecek. Üretim cephesi daha da bunalırken, finansal piyasalar bu durumu fırsat olarak kullanma eğiliminde olacak ve piyasaları manipüle etmeye devam edecek. Orta vadeli düşünen ve ilkeli davranarak doğrudan yana tavır alanlar cezalandırılacak, kısa vadeli spekülatif düşünüp, ilkesizce günü kurtarmayı başarı sayanlar ödüllendirilmeye devem edecek gibi görünüyor. İşsizliğin dalgalanarak artması ile böyle devam edilemeyeceğini hatırlatan ve korkuyu besleyen kabus olarak bir süre daha gözlerden uzak tutulmaya çalışılacak… Sorunlar ağırlaşacak, belirsizlik ve kırılganlık artacak… Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

