| Daha dikkatli ve tedbirli olma zamanı |
| Pazartesi, 16 Kasım 2009 14:10 | |||
![]() Yaklaşık olarak bir yılı aşkın bir süredir Merkez Bankamız kısa vadeli faizleri geriletiyor. Söz konusu oran son 14 ay içinde yüzde 16 düzeyinin üzerinden yüzde 6,75 seviyesine kadar düşürüldü. Bu dönem boyunca Türk Lirasının yabancı paralara karşı değeri ise nisan ayı başına kadar düştü, daha sonra ağustos ayına kadar geriledi ve devamında yatay bir eğilim sergiledi. Durum böyle olunca küreselci olarak bilinen kesim, kısa vadeli faizlerle döviz kuru arasındaki bilinen ilişkinin yok denecek kadar azaldığını iddia etmeye, beklentileri yönlendirerek mevcut durumun ömrünü uzatmaya çalıştı. Diğer taraftan sıcak para akınlarının gelişmekte olan ülkeler üzerindeki olumsuz etkisi de alarm verici düzeylere ulaştı. Gelecekte yaşanacak riskleri daha iyi anlamak için döviz kuru ve faizler arasındaki ilişkiyi irdelemeye çalışacağız. Şahsen döviz kuru ile faizler arasındaki bilinen ilişkinin bozulma şansının olmadığını düşünüyorum. Zira döviz kuru ile enflasyon, enflasyon ile faizler arasındaki ilişki beklentileri yönlendirme amaçlı zorlamalar nedeniyle eşanlı olmayabilir, başka bir deyişle birinde beklenen hareketin bir süre geciktirilmesi ile algılamalar ve refleksler farklılaşabilir; ancak ilişki mevcudiyetini korur. Döviz kuru ve faizler arasındaki ilişki için de benzer bir durum söz konusudur ve daha önce benzer durumlar yaşanmıştır. 2004 yılı sonrasında bankacılarımız döviz kuru ile enflasyon arasındaki ilişkinin de fiyatlama eğiliminin de değiştiğini iddia etmişti. Evet, döviz kurundaki artışların tüketici fiyatlarına yansıması gerek belirsizlik algılamasına gerekse stoklar ve nakit ihtiyacı durumuna göre farklılaşabilir. Eğer nakit ihtiyacımız yüksek ise kurlar yolu ile maliyetlerde yaşanan artışın tüketici fiyatlarına yansıması gecikebilir, kredi alışkanlığının azalması da bu süreci etkileyebilir. Bu süreçte döviz kurunun gerilemesi durumunda tüketici fiyatları değişmeyebilir; fakat kökeni ne olur ise olsun maliyet artışları eninde sonunda tüketici fiyatlarına yansır. Enflasyon ve faizler arasındaki ilişki için de benzer durumdan bahsetmek mümkündür. Eğer enflasyonun altında bir faiz söz konusu ise para politikasının etkilendiğinden bahsetmek mümkün değildir, istisnai ve geçici olarak yaşansa bile böyle bir durumun kalıcı olması beklenemez. Zira söz konusu para, tasarrufları değerlendirmek için cazip olmaktan çıkar ve borçlanmak için tercih edilen hale gelir, ortaya çıkan eğilim değişikliği tüm değişkenleri etkiler: Söz konusu para değer kaybeder, enflasyon hareketlenir ve gelişmeleri kontrol altına almak adına faizlerin ciddi boyutta yükseltilmesi kaçınılmaz hale gelebilir. Döviz kuru ile faizler arasındaki ilişkiyi farklılaştıran önemli bir değişken de küresel düzeydeki likidite durumu ve buna bağımlı olarak hareketlenen sermaye hareketleridir. Likidite oldukça bol iken sermaye hareketleri oldukça yüksek boyutlara tırmanabilir, daha önce hiç olmadığı riskleri bile alır hale gelebilir. Böyle bir durumda hem döviz kurunun hem de faizlerin gerilemesi normaldir. Kriz yaşayan ülkelerde çözüme yönelik bir istikrar paketi uygulamaya başlandığında çoğu kez benzer bir durum yaşanmıştır. Diğer taraftan likiditenin daralması ve sermaye hareketlerini aynı yönde etkilemesi durumunda özellikle tasarruf açığı olan ekonomilerde hem döviz kuru hem de faizlerin yükselmesi olasıdır. 2006’da yaşanan dalgalanma bunun tipik örneğidir. 2008 Eylül ayı ile 2008 Mart ayı arasındaki dönemde ise Merkez Bankası’nın daha önce hiç yapmadığı türden bir müdahale nedeniyle durum farklı olmamıştır. Döviz kuru yükselmiş, fakat faizlerdeki yükseliş daha büyük ters yönlü bir müdahale ile terse çevrilmiştir; 2006 Nisanında küresel likiditenin bollaşması ile döviz kuru da gerilemeye başlamış, sonra durmuştur. Bundan sonra yaşanacaklara ilişkin belirsizlik ise oldukça yüksek düzeyini korumaktadır. Türk Lirası tasarruflar açısından cazibesini kaybetmiş, getirisi azalmıştır; diğer taraftan borçlanma açısından cazibe arttıkça net döviz borcu olanların tavrı önemlidir. Finansal piyasalarda halen fiyatlanmış olan iyimserliğin ekonomide yaşanmıyor oluşu yeni dalgalanmaların sebebi olmaya adaydır. Önümüzdeki altı aylık dönemde döviz kuru ve faiz cephesinde yaşanacak eğilimler öncekilerden oldukça farklı olabilir. Herkesin taşıdığı riskleri makul düzeylere çekmesi özel bir önem taşımaktadır. Döviz kuru ve faizlerin birlikte yükseldiği bir dönem ihtimal dışı değildir!.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

