Büyüklere masallar!..
Pazartesi, 05 Ekim 2009 11:26


IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantısı, bu hafta içinde İstanbul’da yapılacak. Hazırlık amacı ile yapılan toplantılar ve açıklanan raporlar geçtiğimiz haftanın gündemi üzerinde belirleyici oldu ve kamuoyu üzerinde öngörülmüş etkileri yaratması için çaba harcandı. Bu yazıda, açıklanan bir veriden hareketle genel görünümü irdelemeye çalışacağız. Bu yılın ilk çeyrek dönemi itibariyle küresel krizin faturasının 4 trilyon doları bulabileceğini hesaplayan IMF, kayıp tahminini 3,4 trilyon dolara indirmiş!
Açıklanan veriye bakarak küresel krizin dip noktasını geçtiğini ve toparlamanın başladığını düşünerek, risk almak adına harekete geçme zamanının geldiğinden hareketle strateji değişikliğine gidebilirsiniz. Zaten onlar da algılamalarınızı bu yönde değiştirerek sizleri yönlendirmeye çalışıyorlar. Tabi ki itibar kaybını telafi etmek adına olabildiğince gerçekçi görünmeyi ve değiştikleri mesajını iletmeyi ihmal etmiyorlar.
Sorunlara çözüm üretmeye çalışıyor ve iyi niyetle ne gerekiyorsa yapıyormuş izlenimi vererek durumu idare etmek için ne gerekiyorsa yapıyorlar ve bu konuda kısmen başarılı olduklarını da kabul etmek gerekir. Ancak IMF ile uygun deneyime sahip ülkelerin bilinçli aydınları, bu oyundan etkilenmiyor.
Açıklanan maliyet rakamı muhtemelen kabul edilmiş, karşılık ayrılmış veya telafi edilen veya edilmeye çalışan kayıpların toplamı olabilir. Muhasebe yöntem değişiklikleri ile gizli tutulan kayıpların bu rakamların içinde olduğunu düşünmüyoruz ve bu sebeple yapılan değerlendirmelere itibar etmiyoruz. Ayrıca hiç üzerinde durulmayan gelir dağılımı bozukluğu rekabet koşullarında olumsuzluk, faaliyet gelirlerinde erime ve tepkisel nitelikteki gizli korumacılık gibi olumsuzlukların söz konusu maliyet üzerindeki etkilerinin de hesaba katılmadığını da görebiliyoruz. Şahsen söz konusu rakamın gerçeği temsil etmediğinden ve gelecekte dalgalı bir şekilde büyümeye deva edeceğinden hiç şüphem yok. Asıl önemlisi bu olumsuz eğilimi terse çevirmek adına sergilenen değişim ve devreye sokulan yenilikler kesinlikle yeterli değil.
IMF uluslararası ödemeler sisteminin sağlıklı işlemesinde sorumlu kurumdur ve üye ülkelerin Merkez Bankaları, özellikle gelişmekte olan ülkelerinkiler de müşteri adayı konumundadır. Herkes işini gereği gibi yapsa idi bu krizin yaşanmaması gerekirdi; eğer yaşandı ise hiçbir şeyin göründüğü veya gösterildiği gibi olmadığını kabul etmek ve hiç akıldan çıkarmamakta yarar var. 1995 yılı sonrasında günü kurtarmak adına büyük yanlışlar yapıldı ve temeldeki sorunların ağırlaşmasına göz yumuldu; başka bir deyişle “idareimaslahatçı” edildi.
Aşırılıkların zorlanmasına kayıtsız kalındı. Ve bu saatten sonra geniş kitlelerin öfkesini kontrol etmeye çalışmak ve onları sakinleştirerek bir süre daha yönlendirebilmeye devam etmek dışında yapacak fazla bir şey kalmadı!
Aslında yapılması gereken, yapılabilecek çok şey var ve bunlar gerçekleri kabullenmek ve adil bir çözüm için bir an önce harekete geçmeyi gerektiriyor. Fakat uluslararası kurumlar, patron konumundaki güçlü ekonomilerin onaylamadığı hiçbir şeyi yapamıyor. Statükoyu korumak eğiliminden vazgeçilmediği için yapacak fazla bir şey kalmıyor…
Eğer gelişmiş ekonomilerin başı son kriz nedeniyle belaya girmemiş olsa idi uluslararası kurumlarda kısmen varmış gibi görünen değişim bile mümkün olamazdı. Zira artık günü kurtarmak için kırılan saadet zincirinin onarılması, bunun içinde küresel düzeyde sermaye piyasalarının desteklenmesi ve menkul kıymet şeklindeki varlık değerlerinde yaşanan kaybın geri alınması gerekiyor. Bu nedenle hem IMF’nin müşterisi artıyor hem de örneğin Afrika ülkelerine sıfır faizli kredi vermek gerekebiliyor. Bu yapılanlar adaletli olmak veya yeni bir düzen kurmak için değil, statükoyu korumak ve bağımlı bir hale getirilmiş bölgeleri kaybetmemek adına yapılıyor.
IMF, Dünya Bankası yıllık toplantıları “büyüklere masallar” kapsamı dışına çıkamayacak gibi görünüyor. IMF ve Dünya Bankası’nda, gelişmekte olan ekonomilerin söz hakkının artırılması, G-20’nin temel ekonomik forum haline dönüşmesi gibi söylem ve eylemlerde statükoyu korumak, bir süre daha ağırlaşan sorunlara rağmen küresel eğilimlere hükmetmek kapsamı dışına çıkamıyor…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız