Bütçenin mürekkebi kurumadan gelen zamlar
Pazartesi, 04 Ocak 2010 14:23


2009 yılının son gününde gelen zamlar geleceğe yönelik belirsizlik ve kırılganlığın azalmadığına işaret ediyor. Yapılan açıklamaya göre, bu sayede 3 milyar liralık gelir yaratılacakmış!.. Belli ki etkili ve yetkili kesimler büyük bir baskı altında ve bu zorlama vatandaştan değil, borç verenlerden geliyor; kısa vadeye bakılıyor, orta vadeli etkiler göz ardı ediliyor, malum ilişkilere bağımlı dostların alışverişi sürüyor!.. Yasalaşan 2010 yılı bütçesinde öngörülen 50 milyar liralık açığın pek gerçekçi olmadığı daha şimdiden açığa çıkıyor. IMF’ye ilişkin hükümet kaynaklı değerlendirmeler finansal piyasaları ısıtırken, bu zamların gelmesi kafaları karıştırıyor.
Türkiye ekonomisinde, Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 70’inden fazlası özel tüketim harcamalarından oluşuyor; yine bütçe vergi gelirlerinin yüzde 70’inden fazlası özel tüketimden alınan dolaylı vergiler sayesinde gerçekleşiyor. Sonuçta özel tüketimde daralmaya yol açacak gelişmeler, hem ekonomiyi daraltıyor hem de bütçe gelirlerini eriterek açığı büyütüyor. Bu durum ortada iken yapılan son zamların hiçbir olumsuz etki yaratmadan 3 milyar gelir yaratacağına itibar etmek de pek mümkün olamıyor. Ayrıca asgari ücrete yapılan 31 liralık zammın ne kadarının geri alındığı ve enflasyonun ne kadar yükseleceği de ayrı bir konu olmaya devam ediyor.
Bu şekildeki zamlar bir kesimden bir diğerine kaynak transferi niteliğindedir ve kullanılabilir geliri azalanların eski alışkanlıklarını sürdürmeleri imkansız hale gelir; tasarruf edemezler, borçlarını ödemekteki sıkıntıları büyür ve tüketimlerini kısmak zorunda kalırlar. Bu tablo ise sistemik riski, başka bir deyişle belirsizlik ve kırılganlığı tırmandırır. Zira ekonomi daralır, işsizlik ve enflasyon artar, bütçe açığı büyür, sorunlu krediler yeni rekorlara koşar ve istikrarsızlık çok boyutlu olarak dalgalı bir şekilde yükselir. Bütçeye 3 milyar liralık gelir yaratayım derken daha büyük gelir kaybı kaçınılmaz hale gelebilir. Tüm politikalar değişmediği sürece içine düşülen bu kısır döngüden çıkılamayabilir, devamında gelecek açığı azaltma amaçlı yeni zamlar sorunları iyice ağırlaştırabilir.
Etkili ve yetkili kesimlerin bizim dile getirdiğimiz görüşlere katılmasını beklemiyoruz. Muhtemelen para politikası ve beklenti yönetimi ile ince ayar yapılarak yan tesirlerin kontrol altında tutulabileceğini ve bütçede mali disiplinin tesis edileceğini iddia edebilirler. Kendi çıkarlarına odaklanmış siyasi tercihler onları böyle konuşmaya zorlar ve kendilerinden başkasını düşünmedikleri için de gerçekçi olamazlar.
Geniş kesimleri koyun sürüsü, kendisini ise çoban gibi gören bu anlayış bu saatten sonra gelişmeleri sağlıklı bir şekilde değerlendiremez, gerçekçi ve adaletli olamaz, sorunların ağırlaşmasını önleyemez. Onlara göre Sosyal Güvenlik Kurumu ile Eczacılar Birliği arasındaki tırmanan gerginlik, Tekel işçilerinin bardağın taştığını haykıran eylemi, yerel yönetimlerin içine düştüğü borç batağı gibi sorunlar önemsiz birer detaydır ve aralarında bir ilişki kurmak anlamsızdır; günü kurtarmak için halkın ve adaletin durumuna bakılmaksızın ne gerekiyorsa yapılmalı, kalıcı çözüm peşinde koşulmamalıdır; rekabet koşullarında olumsuzluk, gelir dağılımında bozukluk gibi konular görmezden gelinmelidir… Aksi taktirde kendi konumları ile birlikte her şeyin değişmesi kaçınılmaz hale gelebilir!.. Bu anlayıştaki kesimler demokrasi ve insan hakları gibi harcamaların ağızlarına yakışıp yakışmadığını da düşünemezler, zira onları yönlendiren dış güçlerin yönettiği korkulardır…
Üreten kesimler başta olmak üzere geniş kesimler için daha sıkıntılı olabilecek bir dönem bizi bekliyor. Bu durum kamu kesimini ve mali sektörü de aynı yönde etkileyecek. Özel tüketim ve yatırım konusunda daralma dalgalı bir şekilde devam edecek; işsizlik yüksek düzeyini koruyacak, talep yetersizliği ve kapasite kullanımı nedeniyle maliyetler artarken kurumların faaliyet gelirleri erimeye devam edecek, alınmış borçların ve yapılandırılmış olanların geri ödemesindeki sorunlar da büyümeyi sürdürecek. Maliyet kökenli enflasyon daha ciddi bir şekilde hissedilecek ve ödemeler sistemine ilişkin endişeler sıkıntı yaratacak.
Özetle söylemek gerekirse küresel sorunların devam edeceğinin bilindiği koşullarda, geniş kesimlerin yaşayacağı olumsuzluklar her sektörü ve herkesi aynı yönde etkileyecek. Kısa vadeli spekülatif bakış açısında olanların ise çok daha dikkatli olması gerekecek.
Tedbirsiz gitmenin, aşırı risk almanın, orta vadede bizi bekleyen tehlikelere meydan okumanın zamanı değil; 2010 bütçesi ise bunu tavsiye ettiği için güven vermiyor…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız