Bu kriz öncekilere benzemiyor
Pazartesi, 02 Mart 2009 18:02

alt

Son 6 ay içinde açıklanan ekonomik verilere bakılır ise yaşadığımız krizin başta sanayi olmak üzere üreten kesimleri etkilediği düşünülebilir. Bu yanıltıcı görüntüye aldanmamak gerekiyor, zira kredi krizi olarak anılan bu olumsuzluğun henüz başlangıç aşamasındayız. Küresel düzeydeki kayıpların ağırlıklı olarak hizmet sektörlerinde yaşandığı dikkate alınır ise tam aksinin Türkiye için geçerli olamayacağı daha iyi anlaşılabilir. Görüntüye yansıyan bu çelişki, mevcut sıkıntının 1994 ve 2001 yıllarında yaşadığımız krizlerden neden daha farklı ve yıpratıcı olduğu gerçeğini de bünyesinde gizliyor.
Daha önce yaşadığımız krizlerin iç talebi daralttığı, üreten kesimlerin ihracata yönelmesi sayesinde istihdamdaki daralmanın büyük ölçüde hizmet sektörlerinde yoğunlaştığı gözlemlenmişti. 1994 krizinde işini kaybeden 650 bin ve 2001’deki 1,3 milyon kişinin çok büyük bir kısmı hizmet sektörü kökenliydi. Söz konusu krizler kamu kesimi ve mali sektörde çok ciddi tahribat yaratmıştı. Bu kez durum farklı.
Küresel kriz nedeniyle hem iç hem de dış talebin daralması, üreten kesimleri bunaltıyor ve direnci kırıyor; istihdam kayıpları yaşanıyor. Son 5-6 yıl içinde daha önce görülmemiş boyutlarda borçlanan ve çok sağlıksız bir şekilde büyüyen hizmet sektörlerinin mevcut koşullardan etkilenmemesi ise pek mümkün görünmüyor. Sanayi cephesinde yaşanan olumsuzluklar muhtemelen çok daha büyük boyutlu olarak hizmetleri de etkileyecek. Bu durum henüz açığa çıkmadığı için oldukça uzun sürebilecek bu krizin henüz başlangıç aşamasındayız.
Hizmet ve sanayinin eşanlı olarak istihdam kaybetmesi, gelirlerinin azalması, borçlarını geri ödeme sorunu yaşaması gibi faktörler talepte kademeli bir daralma yaratacak; büyük istihdam yaratan bu ana alanlar karşılıklı olarak birbirini olumsuz etkileyecek ve kriz derinleşecek. Talep daraldıkça, kamu kesimi ve sorunlu krediler arttıkça mali sektör çok zorlanacak; birinin bütçe açığı ve diğerinin özkaynakları eridikçe güven bunalımı derinleşecek.
Net dış borç ödeme zorunluluğu nedeniyle Merkez Bankası’nın öncelikle kamu kesimi ve mali sektörü desteklemek üzere devreye girmesi, döviz kurlarını yukarı yönde hareketlendirdikçe iç talep daralacak; istihdam kayıpları çok daha ileri boyutlara ulaşacak.
IMF ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın bu olumsuz süreç üzerinde kısa vadede kur artışını bir süre geciktirmek dışında hiçbir etkisi olmayacak, zaman içinde tüm sektörlerde yaprak dökümü hızlanacak. Ne yapılır ise yapılsın bütçe açığının büyümesini ve sorunlu kredilerin artmasını önlemek mümkün olamayacak.
Bu kriz daha önce yaşadıklarımıza hiç benzemiyor, fark eşanlı küresel daralmadan kaynaklanıyor. 1994 ve 2001’de sanayi üretiminin süratle ihracata yönelmesi ve Türk Lirası’ndaki değer kaybının da bu süreci desteklemesi, tüm olumsuzlukların daha fazla artmaması veya sınırlı kalmasında belirleyici olmuştu. Ayrıca gelir dağılımı ve rekabet koşullarının bugünkü kadar olumsuz olmaması, geniş kesimlerin borçsuz olması gibi faktörler de krizlerin süresi ve şiddeti üzerinde etkili olmuştu. Bu kez durum tüm cepheleri ile olumsuz; son yıllardaki derinlik sarhoşluğunun bedeli ise çok ağır olabilir. Asıl önemlisi de gerek yetkililer gerekse etkililerin tehlikenin boyutu ve alınacak önlemler konusunda hiçbir fikri olmaması!.. Bir kesim kur yükselişini önleyerek, olumsuzluğun büyümesini önlemeye çalışarak imkansızı istiyor ve gerçekçi olamıyor, diğer taraf ise siyasi bakış açısındaki isabetsizlik nedeniyle ne olup bittiğini anlayamıyor.
Birkaç aydır etkisi yoğun bir şekilde hissedilen bu kriz henüz başlangıç aşamasında. Tüm sektörler yıpranacak ve işsizlik daha önce görülmemiş düzeylere tırmanacak.
Kemerleri bağlayın! Giderek şiddetlenecek sarsıntılara karşı tedbirlerinizi alın…

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız