| Boşa koysan dolmuyor, doluya koysan almıyor… |
| Pazartesi, 15 Şubat 2010 18:00 | |||
![]() Geçtiğimiz hafta genelinde Avrupa Birliği’ne (AB) ilişkin belirsizlik, küresel düzeyde finansal piyasaları etkiledi, ekonomi cephesindeki sorunları görmezden gelenleri uyardı, hatta uykularını kaçırır hale geldi. Evet, Yunanistan çok hata yapmış ve AB, söz konusu olumsuzlukları görmezden gelerek sorunların büyümesine destek vermiş. Bugün ise ortaya çıkacak tercih ne olursa olsun, hem Yunanistan hem de AB ciddi bedeller ödemek zorunda kalacak, küresel eğilimler de yaşanacak gelişmelerden etkilenecek. Yunanistan’ın, özel sektör ve kamu toplamı olmak üzere dış borcu 300 milyar avroyu aşıyor, başka bir deyişle bu borcun gayri safi milli hasılasına oranı yüzde 124 seviyesine yaklaşmış. 2009 yılı bütçe açığının gayri safi hasılasına oranı ise yüzde 12,7 düzeyine ulaşmış. Özel sektörün yatırımları taşımacılık ve turizm sektöründe yoğunlaşırken, Doğu Avrupa ülkelerinde de ciddi riskler alınmış; bugün itibariyle evdeki hesap tutmamış, gelirler azalmış, borçların geri ödemesi zorlaşmış, ekonomi iyice durgunlaşmış. Özetle söylemek gerekirse aldıkları riski ne azaltabiliyor ne de verimli hale getirebiliyorlar: Yunan hükümetinin de kapsamlı bir dış destek olmadan özel sektörü herhangi bir şekilde desteklemesi mümkün görünmüyor. Açıkça dile getirilmiyor, fakat Yunanlar AB’den büyük fedakarlıklar umuyorlar, bugünkü mesafeli ve öncelikle nasihat veren yaklaşımdan memnun değiller. Ciddi boyutta Yunanistan riski taşıyanlar, finansal piyasalar, borç sorunu yaşayabilecek diğer AB üyeleri ise destek lehine lobi yapıyor; kamuoyunda sorunun boyutu ve ciddiyeti küçümseniyor. Köşeye sıkışan AB yetkilileri ise söz konusu ülkeden başaramayacağı taleplerde bulunarak topu taca atmaya, zaman kazanmaya çalışıyor. Fakat kabağın başında patlayacağını bildiği halde bir şey yapamıyor. En büyük alacaklı durumundaki Fransa’nın 55 milyar avroluk riski var ve 2009 yılı bütçe açığının gayri safi milli hasılaya oranı yüzde 8,2’ye ulaşmış; destek verme gücü yok, tam aksine almaya ihtiyacı var!.. Olumsuz seçenekler arasında en az maliyetli olanın hangisi olduğunu seçemiyorlar ve olası en düşük maliyetin bile hazmedilebilir olmadığının farkındalar. Sorunlu Yunanistan ve benzer duruma düşme sırasındakiler daha rahat, AB ise oldukça gergin!.. Deyim yerindeyse Yunanistan ağabeylik bekliyor, fakat kimse üstüne alınmak istemeyince gözler bazıları üzerine odaklanıyor. Artık kanıksadığımız bir tiyatro oynanıyor. ABD’de, Dubai’de yaşananlar bir anlamda tekrarlanıyor. Sorun önce görmezden geliniyor, sonra mecburen görülüyor, fakat beklenti yönetimi ile geçiştirilemeyince kademeli olarak destek vaadleri ve garantiler devreye giriyor; birileri ağabeylik rolünü günü kurtarmak adına üstleniyor, borçlar yapılandırılıyor, sorun çözülmeden buzdolabına konmaya çalışılıyor. Eğer Yunanistan kaderine terk edilirse yalnız söz konusu ülke karışmayacak; ödenmeyen borçlar nedeniyle riskten kaçınma eğilimi devreye girecek ve benzer şekilde tasarruf açığı olan tüm ekonomilerle birlikte küresel mali sistem de yıpranacak ve durgunluk derinleşecek. Bu sonucu kimse istemiyor, fakat desteklenmesi durumunda kısa vadede bir rahatlama yaşansa da orta vadede sonuç değişmiyor. AB küresel durgunlukta ikinci büyük daralmanın merkez üssü olmaya doğru koşar adım ilerliyor. Yunanistan avro sistemi içinde olduğu için Merkez Bankası yok ve bağımsız bir para politikası uygulaması da olası değil. Bütçe açığını kısmak üzere maliye politikasını çok sıkması ise durgunluğu derinleştirerek, sorunları iyice ağırlaştırabilir. Hal böyle olunca maliye politikasını sıkmadan bütçe açığını düşürmek ve beklentileri yönlendirmek için hibe şeklinde destek umuyor. Borçlanabilmek için borç senetlerine garanti bekliyor. Özel sektör borçlarının yapılandırılmasını veya sorunu üstlenecek AB destekli doğrudan yatırımların gelmesinin şart olduğunu düşünüyor. AB’nin lider ekonomileri ise benzer taleplerin sorunlu diğer ekonomilerden de geleceğini ve ortaya çıkacak maliyetin katlanılabilir olmadığını biliyor. Başta tasarruf açığı olan bölgeler olmak üzere AB, alıştığı yaşam standardını sürdüremez, saadet zincirinin kırılmasını önleyemez. Tercih ne olursa olsun yaşanacak ekonomik daralmanın sosyal ve siyasi sonuçları küresel eğilimleri de etkiler. Kısa vadede önce Avrupa Merkez Bankası’nın daha fazla risk alması gündeme gelebilir ve zaman içinde avronun satınalma gücü dalgalı bir şekilde azalabilir, enflasyon ve işsizliğin birlikte arttığı bir durgunluk dalgalı bir şekilde ağırlaşabilir. Yunanistan’ın taleplerinin karşılanması ekonomik bakış açısından tutarlı değil, fakat yeni dünya düzenine ilişkin siyasi tercihler durumu farklılaştırıyor. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

