| Bindik bir alamete, gidiyoruz... |
| Pazartesi, 26 Ekim 2009 13:45 | |||
![]() Geçtiğimiz hafta geneline baktığımızda geleceğe yönelik endişenin büyüdüğünü, finansal piyasalardaki sanal iyimserliği korumanın zorlaştığını görüyoruz. Küresel düzeyde dolar değer kaybediyor, petrol ve altın gibi emtialar ya yükseliyor ya da yüksek düzeyini koruyor, açıklanan kar rakamlarına rağmen bunların büyük kısmının bir kereye mahsus oluşu nedeniyle risk alma iştahının azaldığı dikkat çekiyor. Bu durum 2010 yılına ilişkin beklentileri de olumsuzlaştırıyor. Ülkemize baktığımızda benzer bir durumla karşılaşıyoruz: Türk Lirası değer kaybediyor, Merkez Bankası’nın kısa vadeli faizleri düşürmüş olmasına rağmen devlet iç borçlanma senetlerinin cazibesi azalıyor ve sermaye piyasası yapay desteğe rağmen mevcut düzeylerini koruyamıyor; Orta Vadeli Plan ve bütçeye ilişkin şüpheler artıyor, belirsizlik büyüyor. Gerçekte kimse önünü göremiyor. Gelişmekte olan ekonomilerin bazıları küresel durumun yeniden olumsuzlaşacağını görüyor ve tedbirli olmaya çalışıyor, fakat ülkemizi yönlendirenlerden benzer bir irade görmek mümkün olmuyor. Çin, Brezilya ve Rusya kendi çıkarlarının gereğini yaparken, ülkemizdeki işi oluruna bırakma ve başkalarının çıkarına hizmet etme önceliği umutların yeşermesine izin vermiyor. Batı’nın zoru ile Ermenistan sınır kapısı zorlanırken, Azerbaycan’la ilişkiler bozuluyor. Doğalgaz faturasının hatırı sayılır ölçüde artacağının ayak sesleri geliyor. Brezilya gelişmekte olan ekonomilere yönelik sermaye akımının yaratacağı tehlikeyi görüyor, üreticiyi korumak adına sıcak parayı vergilendirme kararı alıyor Çin, bildiği yoldan şaşmıyor. Sermayeyi, Batı’yı küstürmeyeyim, diye kendilerini rezil etmiyor, geleceklerini ipotek altına sokmuyorlar. Bu koşullarda Türkiye’nin geleceğe yönelik hesaplarının tutmasını beklemek ve işlerin iyi gideceğini düşünmek mümkün olmuyor. Devlet vatandaştan aldığı vergi karşılığında yapması gerekenleri yapamıyor: Mal ve can güvenliğini sağlayamıyor, güvensizlik büyüyor; kendi çıkarlarından başkasını göremeyen körleşmiş gözler ise herkesi aptal yerine koymaya devam ediyor. Ücretlinin, esnafın, köylünün ve emeklinin krizi derinleşiyor: Gelir azalırken zorunlu ihtiyaç bütçesi fiyat hareketleri nedeniyle büyüyor; diğer tüketimini kısmak zorunda kalıyor ve borcunu ödeyemiyor. Üretici ürününü maliyetin üzerinde bir fiyata satamıyor. İşsizlik artıyor, ekonomi daralıyor, bireysel ve kurumsal bazda kriz derinleşiyor. Ancak Orta Vadeli Plan ve 2010 bütçesi bir mucize olacağını ve her şeyin yavaş da olsa düzelmeye başlayacağını iddia ediyor, iktidar kendi gibi düşünmeyen ve kul olmayanlara yaşama hakkını çok görüyor! Siyasi hesaplarla ekonominin gereği, dış baskılarla halkın çıkarı bir türlü uyumlulaştırılamıyor!.. Halk tarafından seçilmiş gibi davranıp onlara hizmet edemeyen, dış güçler tarafından atanmış gibi öncelik saptamaktan vazgeçemiyorlar; sonra da halktan biat etmesini istiyorlar! Belli ki ülkemizde kimsenin aklı başında değil ve şuursuzluk salgın hastalık gibi yayılıyor. Bir gün bu da geçecek, fakat o zamana kadar daha neler yaşayacağız ve önümüze getirilecek maliyetlere katlanabilecek miyiz? Bu saatten sonra pek çok şey anlamını yitiriyor: Döviz kuru yükselse, kağıt üzerinde üreticinin rekabet gücü artsa veya tersine azalsa bir şey fark etmeyecek ki! Her iki ihtimalde de ekonomi daralacak, işsizlik artacak, tahminler tutturulamayacak ve verilen sözler tutulamayacak. Döviz kuru artsa iç talep daralacak, ama dış pazar eskisi gibi mal çekemiyor ki; tersine düşse rekabet gücünü sıfırlaması nedeniyle üretimle uğraşmak akıldışı hale gelecek. Sonuçta ekonomi daralacak, işsizlik ve enflasyon artacak, bütçe açığı ve kamu finansman ihtiyacı büyüyecek! Belki hükümet de bu durum anlaşılmadan erken seçimi zorlayacak, IMF ile anlaşmaya veya mali kural koymaya hiç yanaşmayacak! Daha sonrasını ise düşünebilecek durumda olmadıklarını anlamak zor olmuyor… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

