|
Pazartesi, 13 Nisan 2009 17:15 |
|

2009 yılının ilk çeyrek dönemini tamamladık ve daha önce belirsizlik ve kırılganlığın çok yönlü olarak yükseldiği böylesi bir anormalliği hiç yaşamamıştık. Asıl önemlisi bundan sonraki dönemlerde de her şeyin düzelmeyeceğini, yapısal sorunların ağırlaşacağını ve istikrarsızlığın artacağını biliyoruz; fakat dalga dalga yaşanacak olumsuzlukların ne şiddette ve ne zaman olacağını tam kestiremiyoruz. Bu yazıda bildiklerimizi ve olası sonuçlarını hatırlatmaya çalışalım. Sınai üretim ve ihracat bu yılın ilk çeyrek döneminde olduğu gibi bir yıl önceki düzeylerinin oldukça gerisinde kalacak ve herhangi bir düzelme yaşanmayacak. İç ve dış talepteki daralma eğiliminin devam edecek olması bu sonuçta belirleyici olacak. Bu süreçte gelir dağılımı bozulacak, rekabet koşulları iyice olumsuzlaşacak, artan işsizlikle birlikte faaliyet gelirleri gerileyecek, daha önce alınmış borçların geri ödemesi zorlaşacak ve güven bunalımı derinleşecek. Bu süreç karşılıklı olarak birbirini besleyerek olumsuzluğu son altı ayda olduğu gibi tırmandıracak. Bankalarda sorunlu krediler hızla artarken öz kaynaklar eriyecek, kamuda ise azalan vergi gelirleri nedeniyle bütçe açığı ve finansman ihtiyacı hızla artacak, fakat bu iki kapsamlı makyajlar yoluyla kamuoyunun gözünden uzak tutulacak, bu konulara ilişkin gerçeklerin kamuoyu tarafından bilinmemesi için her imkan sonuna kadar kullanılacak ve IMF ile bu amaçla anlaşılacak. Kamu ve mali sektörde görüntünün farklılaşması, üreten kesimlerde sorun ve sıkıntıların ağırlaşmasını önlemeyecek. 2009 ve 2010 yıllarında Türkiye ekonomisi en az ortalama yüzde 4 oranında daralacak. İşsizlik hem yeni işgücüne katılanların iş bulamaması hem de istihdamın daralması nedeniyle tempolu bir şekilde artacak. Enflasyon ise küresel düzeydeki hammadde fiyatları ile içeride Türk Lirası’nın değerindeki değişime göre muhtemelen yükseliş yönünde dalgalı bir seyir gösterecek. Her şeyin iyi gideceği veya en azından bu kadar kötü olamayacağı varsayımlarına göre yapılmış hesapların hiçbiri tutmayacak ve yeni yatırım olmayacak. Böylesi bir ortamı fiyatlama esnekliği olmayan finansal piyasalar, hayali bir düzelmeyi gücü yettiğince fiyatlamaya çalışacak ve bir gün aniden tüm fonksiyonelliğini kaybederek ruhunu teslim edecek. Küresel düzeyde ve ülkemizde etkili ve yetkili kesimlerin yapmaya çalıştığı şey kesinlikle çözüm değil. Günü kurtarmaya ve tüm enerjileriyle sorunların ağırlaşma hızını düşürmeye çalışıyor ve hızla şeffaflıktan uzaklaşmak zorunda kalıyorlar. Bu yaklaşımların tüm maliyeti ise sistemik kırılganlığı önlemek adına diğer kesimlere çıkarılıyor. Gelir dağılımının bozulması, orta sınıfın yok olması kaçınılmaz oluyor ve talep daha hızlı daralıyor ve istikrarsızlık büyüyor. Bugün yaşadığımız olumsuzlukların sebebi ile gelecekte yaşayacağımız çok daha büyük sıkıntıların sebebi aynı olacak: Sorunları ağırlaştırma pahasına günü kurtarmak, daha sonra çok daha büyük bir enerji israfıyla hem günü kurtarmak hem de sorunların ağırlaşma hızını düşürmeye çalışmak!.. Sürdürülebilir olmayan mevcut tercihlerin ekonomik bir tutarlılığı yok. Peki siyasi tutarlılığı var mı? Var ise bu nasıl bir siyaset anlayışıdır? Üreten kesimler yok olunca mali sektör ve kamu ayakta kalabilecek midir? Korkunun ecele faydası var mıdır? Kısa vadeli bakış açısı ve buna bağlı yönlendirmeden kurtulamadığımız sürece daha büyük olumsuzluklarla tanışmamız kaçınılmaz olacak… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|