|

2009 yılının ilk haftasında açıklanan aralık ayı enflasyon ve ihracat rakamları, içinde bulunduğumuz koşulların ciddiyeti konusunda genel bir fikir veriyor; ihracat büyük bir hızla daralırken, üretici fiyatlarında anormal gerilemeler yaşanıyor. Özetle söylemek gerekirse, krizin sanayi sektöründe yarattığı tahribat büyümeye devam ediyor. Eğer ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 25 oranında küçülmemiş olsa idi, üretici fiyatlarındaki gerileme yüzde 3,54 düzeyine ulaşabilir miydi? Küresel pazarlardaki yüksek oranlı daralma içeriyi de etkiliyor. Toplam talepteki daralmanın hızlanması, sipariş iptalleri, ağırlaşan finansman sorunları; sınai üretimde ciddi sorunlar yaratıyor. Üretim kısılırken, stoklar eritilmeye çalışılıyor ve maliyetleri piyasaya yansıtmak pek mümkün olamıyor. TİM verilerine göre 2008 yılı toplam ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 20,3 oranında artarak 127,5 milyar dolar düzeyine ulaşmış; fakat son üç ayda hızlanan bir gerileme yaşanmış. Bir önceki yılın aynı dönemine göre ihracat kasım ayında yüzde 22, aralıkta ise yüzde 25 oranlarında daralmış. Sektörel bazda otomotiv ve yan sanayi, demir çelik ile hazır giyimde yaşanan gelişmeler sonuç üzerinde belirleyici olmuş. Toplam ihracatın yüzde 86,8’lik kısmını gerçekleştiren sınai üretimde yaşanan olumsuzluklar aralık ayı enflasyon rakamına da yansımış, üretici fiyatlarındaki gerileme, piyasa beklentilerinin yaklaşık dokuz katına ulaşarak, yüzde 3,54 olarak gerçekleşmiş. Eğer finansman sorunu ve stok artışı olamasa idi üretici fiyatlarında yaşanan deprem bu boyuta ulaşmayabilir, olumsuz rekabet koşullarının yarattığı tahribat daha sınırlı kalabilirdi. Evet, küresel düzeyde hammadde fiyatları 2008 yılının ikinci yarısında anormal bir hızla geriledi ve sınai ürün fiyatlarını da aynı yönde etkiledi. Ancak ülkemizdeki durum biraz daha farklı idi: doğalgaz ve elektrik zamlarının yanı sıra döviz kurunda yaşanan artışlar üretici fiyatlarına tam yansımamıştı, başka bir deyişle, piyasa fiyatı maliyetin altında idi. Kriz, piyasa fiyatları ile maliyetler arasındaki farkın iyice açılmasına sebep oldu. Salt fiyatlardaki gerilemeye bakarak ‘enflasyon düşüyor’ diye sevinmek büyük bir gaflet olabilir. Kontrolsüz ekonomik daralma enflasyondan çok daha tehlikeli bir illettir ve fiyat istikrarından bahsetmek olası değildir. 2009 yılına girerken içinde bulunduğumuz koşullar endişe vericidir. Ekonomi daralmakta, faaliyet gelirleri ile birlikte üretim de tempolu bir şekilde gerilemekte ve işsizlik artmaktadır. 2009 yılı Bütçe Kanunu, gerek hedefleri gerekse büyüklükleri itibariyle gerçekçi değildir. Para programı ise mali sektör ve kamu dengesindeki kazanımları olabildiğince korumaya odaklanmış, olumsuz küresel koşulların devamı durumunda genişleme ve gevşeme sinyali verilmiştir. Söz konusu parasal eğilimlerin kredilere yansıma ihtimali oldukça düşüktür; zira olumsuz iç ve dış talep koşulları nedeniyle geri dönmeme riski yüksektir ve ayrıca döviz kurları üzerinde yukarı yönlü baskı potansiyelinin ciddiye alınması gerekmektedir. İnşaat sektörü ve sınai üretimde yaşanan olumsuz eğilimlerin, hizmet sektörünü de küçülmeye zorlaması söz konusudur. Sonuçta dış ticaret hacmi daralırken, cari açığın küçülmesi ve net tasarruf açığının azalması, fakat daralan iç talep nedeniyle vergi gelirlerindeki gerilemeye bağlı olarak bütçe açığı büyüyebilir ve kamu finansmanındaki olası sıkıntıları aşma çabalarının yaratacağı yan tesirler sorunları iyice ağırlaştırabilir. IMF ile yapılacak bir anlaşmanın, özetlemeye çalıştığımız eğilimler üzerindeki etkisi ise sınırlı kalmaya mahkumdur. Mevcut olumsuzlukları yaratan küreselci parasal yaklaşımlarla bu sorunların aşılması çok yönlü istikrarsızlığın tedavi edilebilmesi olası görünmemektedir. Küresel düzeydeki sorun ve dengesizliklerin mevcut yapı içinde çözümü yoktur. Bir yandan faaliyet gelirleri erir ve gelir dağılımı bozulurken, diğer yandan rekabet koşullarındaki olumsuzlukların dozu artmaktadır. Bu durum para ve maliye politikasının etkinliğini sınırlamaktadır. Beklentileri yönlendirerek piyasaları manipüle eden anlayış ise sorunların ağırlaşması pahasına günü kurtarmaktan başka bir işe yaramamıştır ve bundan sonra da yaramayacaktır. Fakat yeni bir dünya düzeni için küresel uzlaşı olmadığı sürece aynı kısır yaklaşımların tekrarlanması riskten kaçınma eğiliminin dalgalı bir şekilde azalması ve piyasaları dalgalandırması, sorunları kronikleştirebilir. Türkiye gibi net tasarruf açığı olan gelişmekte olan ekonomilerdeki kırılganlık çok aşırı düzeylere tırmanabilir… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|