Avro Bölgesi’nin kararsızlığı!..
Pazartesi, 14 Haziran 2010 10:14


Avro Bölgesi’ne ilişkin olumsuz gelişmeler, küresel ekonomi gündeminin üst sıralarına ipotek koymaya devam ediyor. Bu durum yalnız söz konusu AB üyelerini değil, avro kullanmayan diğerlerini ve küresel dengeleri etkiliyor. Bireysel, kurumsal ve kamusal alandaki aşırı borçluluğun yarattığı sorunlar hem hareket yeteneğini daraltıyor, hem de uzlaşıyı zorlaştırıyor, risk alma isteği azaldıkça avro yıpranıyor. Para ve kredi musluklarının sonuna kadar açılması ile günün kurtarılmasını savunanlar ile bunun yaratacağı orta vadeli sorunlar nedeniyle mali sıkılaştırmada ısrarlı olanlar piyasaları rahatlatacak kararlı eylemi henüz gerçekleştiremediler. Bu gerçeği perdelemeye çalışan 750 milyar avroluk fon veya avronun değer kaybı rekabet gücünü artırır, düzelme kolaylaşır, şeklindeki iyimser söylemler yeterli olamadı. AB kamu kesimi ve mali sektördeki birikmiş devasa sorunları nedeniyle itibar kaybetmeye devam etti.
Eğer Avrupa Merkez Bankası, ABD örneğinde olduğu gibi para musluklarını sonuna kadar açsa, devlet tahvili piyasasını destekleyerek portföyünü gerektiği ölçüde büyüteceği mesajını verse ve bankaları sorunlu aktiflerden kurtaracağı mesajını verse belki her şey daha farklı olacaktı: Gün kurtarılacak, sorunların ciddiyeti gizli kalacak, sorun ve yetersizlikler ile diğer kirli çamaşırlar açığa çıkmayacaktı. Fakat orta vadede çok daha büyük bir kaosun yaşanması kaçınılmaz olacaktı. Almanya’nın ısrarla direnmeye devam etmesi bu sürecin ortaya çıkmasını engelledi ve daha önce yapılan hataların faturası yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Almanya para ve kredi politikasının aşırıya kaçan ölçüde gevşetilmesine, avronun ve Avrupa Merkez Bankası’nın iyice itibarsız hale gelmesine karşı çıkıyor; haklıdır. Fakat ortaya çıkan alternatifin başarılı olamama ihtimali de oldukça yüksektir.
Almanya oluşturulacak fonun spekülatif ataklara kalkan olarak kullanılmasını, daha önce yapılan yanlışların tekrarlanmamasını ve mali disipline ağırlık verilmesini, gerekirse spekülatif ataklara karşı kural değişiklikleri ile savunma mekanizmasının takviye edilmesini öneriyor. Bir anlamda iki Almanya’nın birleşmesinin finansmanında kullanılana benzer bir formül de ısrar ediyor; o dönemde Batı Alman Hazinesi’nden bağımsız yeni bir yapı (Treuhand İdaresi) kurulmuş, yaptığı borçlanma ile gerekli finansmanı sağlamış, enflasyonu önlemek adına para ve maliye politikaları sıkılaştırılmıştı. Bu uygulama tüm AB’yi uzun sürecek bir durgunluğa mahkum etmişti, avroya geçiş hazırlıkları bu dönemde tasarlanmıştı.
Farklı bir bakış açısı ile Almanya’nın direnci şöyle de açıklanabilir: Ortak para tasarlanırken ya homojenliği sağlayacak disiplinin kalıcı olması ya da sorunlu hale gelecek Avro Bölgesi ekonomileri için IMF benzeri yapısal uyum sağlayacak kurumların oluşması gerekliydi. Homojenliği sağlayacak disiplin tercih edildi ve Maastricht kriterleri saptandı. Fakat Asya ve Rusya krizleri sonrasında bu disiplin ihmal edildi, pek konuşulup fiyatlanmasa da avronun geleceğine ilişkin belirsizlik arttı. Bu aşamada ya avronun ömrü kısalacak ve itibar kaybetmeye devam edecek ya da homojenliği sağlayacak disiplin geri gelecek ve eski yanlışlara yeni yanlışlarla devam edilmeyecek ve bu gereğe uyum sağlayamayanlar dökülecek. Uzlaşmazlık bu iki tercih konusunda yoğunlaşıyor ve avroyu kurtarmak adına katlanılması gereken durgunluk döneminin uzunluğu belirsizlik ve kırılganlığı artırıyor.
Avro Bölgesi’nde yaşanacak gelişmeler Türkiye’yi de etkileyecek. Eğer ABD örneğinde olduğu gibi para ve kredi politikaları sonuna kadar gevşetilir ise avro değer kaybedecek, kolay borç alınan bir para olacak. Bu süreçte Türk Lirası değerlenebilir ve yerli üreticinin sorunları ağırlaşabilir; diğer seçenekte ise AB pazarının orta vadeli bir durgunluğa girmesi ve dış finansman imkanlarının daralması yalnız üreticileri değil, kamu ve mali sektörü de eşanlı sarsan bir olumsuzluk yaratabilir. Gelişmeleri pek izlemeyen, böyle gelmiş böyle gider diyenler çok yanılabilir.

Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız