Ava giden avlanır!..
Pazartesi, 21 Haziran 2010 10:44


Geçtiğimiz hafta boyunca küresel düzeyde yaşanan gelişmelere baktığımızda, görüntü kısmen farklılaşsa da gerçekte ciddi bir değişikliğin yaşanmadığını düşünüyoruz. Ülkemizdeki eğilimler açısından da benzer bir durumun geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Finansal piyasalardaki duruma bakarak avronun son kayıplarını geri aldığını, sermaye piyasalarındaki satış baskısının durduğunu öne sürerek ikinci büyük bir sarsıntı ihtimalinin gündemden düştüğünü söyleyebilir, kendinizi ve çevrenizi bu görüntünün gerçek olduğuna inandırabilirsiniz! Veya başka bazı gözlemlerden hareketle bu görüntünün gerçeği yansıtmadığını tedbirli olmak gerektiğini öne sürebilirsiniz…
Döviz piyasalarındaki eğilimlere bakarak isabetli bir tahmin yapmak, diğer tüm değişkenleri ihmal etmek anlamına gelir ve gerçekçi bir sonuç vermez; avronun biraz toparlaması en kötünün aşıldığı şeklinde yorumlanamaz. Gerek ABD gerekse AB ekonomisi sorunludur, para politikası olabildiğince gevşetilmiştir, kamu ve mali sektörün giderek ağırlaşan sorunlarının nasıl çözüleceği belirsizdir. Herhangi birindeki olumsuzluğun öne çıkması ile beraber diğerinin parası biraz değerlenebilir, fakat bu, durumun düzeldiği anlamına gelmez; sermaye piyasalarındaki görüntü de yapaydır, günü kurtarmak için gereklidir, fakat gerçeğin yansıması değildir.
AB’den Barroso’nun bir söylemi durumun ciddiyetini açığa çıkarıyor. Destek anlamında ciddi bir şeyler yapılmaz ise Yunanistan, Portekiz ve İspanya için askeri darbe riski varmış! Sorunları çözmek için değil, günü kurtarmak için, gerekli desteği sağlayabilmek için korku duygusu kullanılmaya çalışılıyor, çaresizliğin ulaştığı boyut açığa çıkıyor. Bugünkü durumun nasıl oluştuğu görmezden geliniyor ve kimsenin fark etmeyeceği veya dile getirmeyeceği sanılıyor. Mali önlemlere karşı yapılan protestolar hiç hesaba katılmıyor.
AB ekonomileri sihirli formülü bulmuş: Maliye politikası sıkı olacak ve mali disiplinden taviz verilmeyecek, para politikası ise şartların gerektirdiği ölçüde gevşek tutulacak… Bu durumda sormak gerekiyor: Madem çözüm bulundu, o zaman bu çaresizlik görüntüsünün sebebi nedir? Ayrıca 1998 yılında Asya ve Rusya krizleri sonrasında hangi politik tercih yapılmış da bu duruma düşülmüş? Yanıtlayalım, ortada mucize bir çözüm yok. Sadece beklentileri düzeltmek ve günü kurtarmak, güven bunalımını aşmak adına psikolojik şok yaratılmaya çalışılıyor. 1998 sonrasında maliye politikasının sıkı ve para politikasının gevşek tutulduğu biliniyor; sorunların ağırlaşmasını önleyemeyen bu yaklaşımın çözüm olmayacağının da kesin olduğu çok iyi biliniyor. Bir yandan küresel dengesizlikler, diğer yandan AB içindeki içsel bağımlılıklar öne sürülen reçetenin başarı şansını sıfırlıyor.
İşin tuhafı eski bakanlarımızdan Kemal Derviş de Türkiye için benzer bir öneride bulunuyor: Gevşek para ve sıkı maliye politikası!.. Mali kural konusuna umut bağlayanlar da farklı düşünmüyor. Bağımlı olunan pazarlar daralır, rekabet koşulları olumsuzlaşırken, bu reçetelerin işe yaramayacağı biliniyor, fakat amaç çözüm değil de günü kurtarmak olunca abartılı bir şekilde dile getiriliyor. Bu aşamada yine sormak gerekiyor: Sıkı maliye ve gevşek para politikası kombinasyonu ülkemizin tasarruf açığını başka bir deyişle cari açığını nasıl etkileyecek? Şüphesiz ki artıracak!.. Bu durumda Kemal Derviş’in hangi söylemini ciddiye alacağız. Zira birkaç yıldır çözümün gelir artırarak tasarruf fazlası vermekten geçtiğini söylüyordu. Bugün ise daha önceki söyleminin aksini yaratacak yaklaşımlara destek veriyor…
AB’den girdik, Türkiye’den çıktık; gerçekle görüntünün farklılaştığına, çözüm tanımının günü kurtarmak anlamında olduğuna tanık olduk. Belirsizlik ve kırılganlığın azalmadığını, sorunların ağırlaşmaya devam ettiğini gördük. Ava çıkanlar görüntüyü gerçek diye pazarlar, av adaylarının ise gerçekten başka dostu yoktur. Dikkat edin ava giderken av olmayın!..

Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız