Akıntıya kürek çekmek!
Pazartesi, 20 Temmuz 2009 09:14

alt

Geçtiğimiz hafta içinde ABD ekonomisine ilişkin enflasyon rakamlarının ardından durgunluktan çıkıldığını veya bu sürece girildiğini söyleyenlerin sayısı arttı. Devamında ise küresel düzeyde sermaye piyasalarının sınırlı da olsa bir yukarı hareket yaptığı, gelişmekte olan ekonomilerde yerel paraların kısmen değerlendiği gözlendi. Söz konusu gelişmeler iç dengelerimizi de paralel şekilde etkiledi; hem de tehlike algılamasının arttığı, Merkez Bankası’nın kısa vadeli faizleri yüzde 0,5 puan düşürürken, bütçe açığının sınırlamak adına dolaylı vergi artışı ve bazı kamusal ürünlere zammın gündeme geldiği bir dönemde!
Hal böyle olunca kafalar karıştı.
ABD ekonomisinde son açıklanan enflasyon verileri üretici fiyatlarındaki aylık artışın yüzde 1,8, tüketicideki hareketin ise yüzde 0,7’ye sıçradığına işaret ediyor. Bu aşamada detaya inmeden baktığınızda paranın devir hızının arttığını, kredi krizinin çözüldüğünü ve normalleşme sürecine girilmeye başladığını düşünebilir, durgunluğun aşılmakta olduğunu iddia edebilirsiniz. Fakat eğer enflasyondaki artışlar, enerji ve gıda gibi mevsimlik dalgalanma gösteren ürün fiyatlarındaki artışlardan kaynaklanıyor ve bu süreçte işsizlik artarken, faaliyet gelirleri geriliyor ise orta vadede güven bunalımını derinleştirecek bir durum yaşandığını da hesaba katmanız gerekebilir ve görüntü farklılaşır. Zira enerji ve gıda maddesi fiyatları artıyor ve eşanlı olarak faaliyet gelirleri erirken, işsizlik artıyor ise bu durum krize sebep olan sorunların ağırlaşmakta olduğu anlama gelebilir; talep daha da daralır sorunlu krediler artarken, kamu dengesi iyice bozulabilir. Gelir dağılımı ve rekabet koşullarındaki olumsuzlaşmaya kayıtsız kalmanın bedeli çok ağır olabilir.
Son 10 yılda küresel düzeyde yaşanan gelişmelere baktığımızda, günü kurtarmak ve kısa vadede beklentileri yönlendirerek ihtiyaçları karşılamak şeklinde özetlenecek tercihler çok ciddi sorunlar yarattı ve onları ağırlaştırdı. Temel ilkelerin tüketilmesi, oluşan ve büyüyen dengesizliklere kayıtsız kalınması bu süreçte belirleyici oldu. Kredilerdeki aşırı genişleme
faaliyet gelirlerindeki erimeyi faaliyet dışı gelirlerin ikame etmesine yardımcı oldu, fakat hammadde ve zorunlu ihtiyaç maddesi fiyatlarında yaşanan yükselip yaşadığımız bunalımın sebebi oldu. Önce enflasyon, ardından faizler yükselmeye başladı ve kredi krizi kapıyı çaldı. Üretim değişen maliyetler nedeniyle Güneydoğu Asya’ya kayarken, Batının tüketimdeki hacmini koruması imkansızlaştı: Batı da mali sektör varlık değerlerindeki balonların patlaması ile sarsıldı ve onları kurtarmaya soyunan Merkez Bankası ve Hazinelerin itibarı sarsılırken, güven bunalımı derinleşti.
Bugün kredi krizini sonlandırmak için balonlar onarılıp tekrar şişirilmeye çalışılıyor, ancak hammadde fiyatları da paralel eğilim sergileyince hem işsizlik hem de enflasyon artmaya başlıyor. Bu durumda zordaki mali sektörü kurtarmaya soyunanların çok daha büyük itibar kaybı ihtimali artıyor. Bu durum korumacı önlemlerde çözüm arayışını gündeme getiriyor ve krizde daha güçlü yeni dalgaların yaşanması ihtimali artıyor. Tüketim ve yatırım açısından Batı pazarları dalgalı bir şekilde daralıyor, özel sektör ağırlığı azalırken kamununki artıyor, sürdürülebilir bir dengenin tesisi imkansız hale geliyor. Türkiye’yi yönlendiren etkili ve yetkili kesimler ise bu durumu görmezden gelme ve ezber bozmama ısrarını devam ettiriyor: Gelir dağılımı ve rekabet koşullarındaki olumsuzluk hızlanır, tasarruf açığı büyürken vergi gelirlerindeki kayıp telafi edilirken iç talep artabilir, ekonomi durgunluktan çıkabilir mi?
Akıntıya kürek çekmek özgür ve akıllı insanların yapacağı bir şey değildir; güç tükenmeye başladığında IMF anlaşması ile bir süre durumu idare etmeye çalışmak da çözüm olamaz. Dengesizliklerin ürettiği sonuçları bir süre manipüle edebilir, başka bir deyişle akıntıya kürek çekebilirsiniz, fakat sorunları çözemez, ağırlaşmasını önleyemez ve öfke selinin büyümesini kontrol altına alamazsınız…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız