| AB geleceğini arıyor |
| Pazartesi, 22 Mart 2010 22:00 | |||
![]() Kamuoyuna yansıyan haber, analiz ve yorumlara bakılırsa Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki görüş ayrılıkları geleceğe yönelik belirsizliği artırıyor. Zira kısa vadeli bakış açısı ile dikkate alınmayan detaylar ve dolaylı hesaplar, orta vade açısından ciddi ve çözülmeye neden olabilecek çıkar çatışmalarına dönüşebilir. Finansal piyasaların konuya Yunanistan’ın kurtarılması açısından bakması ve yetkilileri yönlendirmeye çalışması da bilgi kirliliği yaratarak gerçeklerin anlaşılmasını zorlaştırıyor. Özellikle AB’nin itici gücü durumundaki Almanya ve Fransa’nın karşı karşıya gelmesi, kuzey-güney çekişmesinde yeni bir aşamaya gelinmiş olabileceğini düşündürüyor. Bu ortamda en önemli soruları ihmal etmemek gerekiyor: Avro kullanımdan kalkabilir veya kullanan ülke sayısı azalabilir mi? AB’nin siyasi geleceği ne olacak? Onları birbirine yakınlaştıran bağlar zayıflar ve çıkar çatışmaları büyürken, asıl önemlisi yeni bir dünya düzeni öncesinde ortak bir yol bulabilecekler mi? Bu konular bölge ekonomisini ve güçlü ilişkileri olan diğer ekonomileri de derinden etkileyecek. Yukarıdaki büyük sorulara ortak bir yanıt oluşmadan Yunanistan’ın kurtarılması kalıcı bir çözüm olmadığı gibi gelecekteki fırsatları ortadan kaldıran dramatik bir hata olabilir. Konuyu Yunanistan’ın kurtarılması meselesinden başlayarak açalım: Söz konusu ekonominin toplam borcu 200 milyar avroyu aşıyor ve mayıs ayı sonuna kadar 27 milyar avro taze kaynak bulması gerekiyor. Bu sebeple hibe veya düşük faizli borç bulmak umudu ile AB’den çözüme destek aranıyor. Yunanistan borçlu ise AB bankacılık sistemi ve sermaye piyasaları da alacaklı durumda demektir. Almanya ve Fransa arasındaki anlaşmazlık bu aşamada şekilleniyor: İlki Avrupa Merkez Bankası’nın hesapsız bir şekilde devreye girmesini istemiyor ve her ülkenin kendi bankacılık sistemini rahatlatacak ve faturayı kendi bütçesinden karşılayacak şekilde devreye girmesini istiyor. Fransa’nın temsil ettiği güney kesimi ise bütçelerindeki imkansızlık nedeniyle Avrupa Merkez Bankası’nın devreye girmesinden yana tavır koyuyor. Sonuçta herhangi bir uzlaşıya varılamıyor. Bir taraf salt günü kurtarmak ve hatalarının bedelini kısmen de olsa başkalarına ödetmek istiyor; diğer tarafsa orta-uzun vadeyi riske atacak yeni yanlışlar yapmak ve başkalarının hatasının bedelini ödemek istemiyor. Tarafların Yunanistan’ın veya günün kurtarılmasından önce ortaklığın geleceği ve ortak paradan beklentileri konusunda uzlaşmaları gerekiyor. Bu olmadan yapılan tartışmalar sağırlar diyaloğuna dönüşüyor. Ortak para hedefi tanımlanırken, gerekli ve yeterli şartlarda belirlenmişti: Topluluk içinde ortak paranın başarı şansı homojenliğin artmasına, bölgesel dengesizliklerin azalmasına bağımlıydı ve bu nedenle Maastricht kriterleri ortaya konmuştu. Avro kullanan ülkelerin herhangi birinde herhangi bir kriterin ihlali durumunda mavi mektup gönderilerek uyarılacak, durumun sorun büyümeden çözülmesi için çaba harcanacaktı. Gereken titizlik gösterilmez ise hem avronun hem de AB’nin ömrü kısalabilirdi. Avro 1999 yılı başında kullanıma girdi; 2000 yılında yaşanan yıkıcı dalgalanmalar ve durgunluğun geri dönüşü, bu ortamda sürdürülebilir olmayan yaklaşımlarla günün kurtarılmasına yeşil ışık yakılması sıkıntı yarattı, sorunların küçükken çözülmesi ihmal edildi ve bugüne gelindi: Hem AB’nin hem de avronun ömrünü kısaltacak ciddi hatalar yapıldı. Eğer Yunanistan kısa vadeli bir bakış açısıyla kurtarılır ise gelecek açısından oldukça vahim yeni bir hata daha yapılmış olacak; en azından kuzey ülkeleri böyle düşünüyor. Birileri günü kurtarmaktan vazgeçemediği, diğerleri ise uyanıp geleceğini aramaya başladığı zaman ortalık karışıyor: Hiçbir şey eskisi gibi olamıyor. Dikkatli olmak gerekiyor. AB pazarı ciddi daralmalara sebep olabilecek gelişmelere katlanmak aşamasına gelmiş olabilir!. Uğur Civelek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

