| TÜSİAD, yıllardır il defa... |
| Pazartesi, 19 Nisan 2010 13:28 | |||
![]() TÜSİAD’ın yeni yönetimi oluştu. Son yıllarda Kıbrıs başta olmak üzere neredeyse tüm milli meselelerde dış güçlerin ve AKP zihniyetinin dümen suyunda ve onlarla paralellik arz eden görüşler açıklayan TÜSİAD’da çok fazla bir şeyin değişeceğini, doğrusu tahmin etmiyorduk. TÜSİAD üyelerinden azımsanmayacak kadarı ile şahsen tanışırım. Aralarında yakından tanıdığım, iyi diyaloğum olanlar da var. Teke tek görüşmelerimizde, ulusal çıkarlarımıza, milli bütünlüğümüze bağlı olduklarını, Cumhuriyet değerlerine ve demokrasimize aynı hassasiyetle sahip çıktıklarını görmekten mutlu olduğum bu insanlar, TÜSİAD çatısı altında, her nedense seslerini çıkarmıyorlar veya çıkaramıyorlar. TÜSİAD, isminden de anlaşılacağı üzere, bu ülkenin insanlarından, ekonomisinden ortaya çıkan, beslenen, büyüyen kişi ve kuruluşlardan oluşuyor. O nedenle, TÜSİAD’ın kendi ülkesinin üretim dinamiklerine, milli çıkarlarına, stratejik önceliklerine hassasiyetle sahip çıkması gerekiyor. TÜSİAD’ın yeni yönetiminin Anayasa değişikliği konusunda aldığı son tavır ümit vericiydi. Hukuk devletini ve kuvvetler ayrılığı ilkelerini savunan ve toplumsal konsensüs aranmasını talep eden yeni TÜSİAD yönetimi bu nedenle takdir topladı doğrusu. Giderek bir hukuk garabetine ve faciasına dönüşen Ümraniye soruşturmaları ve süreciyle ilgili olarak da yapılan hukuksuzluklara karşı açıklamaları son derecede yerindeydi. Tam bu konularda yazmayı düşünürken, TÜSİAD’ın, Ekonomi Koordinasyon Kurulu ile yaptığı son toplantının haberleri medyaya yansıdı. TÜSİAD’ın yapısal işsizliğin azaltılması ve küresel ekonomi yeniden yapılandırılırken, Türkiye’nin rekabet gücünün nasıl artırılacağı konusundaki önerileri açıklandı. Ancak bu önerilerde, işsizliğin, istihdam yaratamayan, sıcak parayla ithalatı özendiren bugünkü politikalarla azaltılabilmesinin imkansız olduğu gerçeğine hiç değinilmemiş maalesef. Yüksek dış borçlu üyelerini korumak amacıyla da olsa, gerçekçi kur uygulanmasını talep etmemiş olması TÜSİAD’ın bugünkü gidişattan rahatsız olmadığını gösterir. Yaşanan krizin sebeplerinin, aşırı finanslaşmanın, finansal obezleşmenin sakıncalarının da bu önerilerde göz önüne alınmadığı görülüyor. Bu önerilerde, işsizliğin temel nedeni ile krizin sebeplerinin gerçekçi bir biçimde tahlil edilmediği anlaşılıyor. Ülkede milli bankacılığımızın derinliği ve boyutlarının yetersizliği, enflasyon hedeflemesi politikalarının makro istikrara olumsuz etkileri de göz ardı edilmiş gibi görülüyor. Her şeye rağmen yeni TÜSİAD yönetiminin bazı farklı adımlar atması ve sınırlı da olsa gerçekçi şeyler söyleme yolunda ilk defa umut verdiğini, en azından bugün için söyleyebiliyoruz. Kuşkusuz giderek tek parti hegomanyasına, baskıcı ve totaliter bir sürece sokulan Türk demokrasisi ve ekonomisinde, büyük iş adamlarının belli kaygı ve çekinceler taşıyor olmalarını da bir miktar anlayışla karşılamalıyız. TÜSİAD yeni yönetimi ile gerçekçi, ülkenin ulusal çıkarlarından yana milli bütünlüğümüze de Cumhuriyetin kurucu değerlerine de demokrasimize de aynı hassasiyetle sahip çıkan bir anlayışla daha ileri adımlar atarsa, bu ekonomimiz için dedemokrasimiz için de kuşkusuz ki kendileri için de hayırlı olacaktır. Ufuk Söylemez'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

