TÜSİAD, IMF ve AKP’yle elele
Pazartesi, 19 Ocak 2009 18:01

alt

Türkiye ABD’de başlayan, önce gelişmiş ülkelere, ardından da tüm dünyaya yayılan yüzyılın en büyük ve en kötü ekonomik finansal krizinin ortasında yeni bir yıla girdi.
Sentetik kâğıtlardan oluşturulan balonun patlamasıyla, finansal canavara dönüşen “sözde” piyasaların nasıl da “kâğıttan” birer kaplan oldukları ortaya çıktı.
IMF geçmişte Türkiye’ye neyi ‘yapma’ dediyse, ABD ve diğer gelişmiş ülkelere tam tersini söyledi ve destekledi.
Sınırsız, kontrolsüz, ölçüsüz serbestleşme ve yabancılaşmanın sonucu olarak ülkemizin bankacılık, borsa, iletişim gibi temel sektör ve piyasalarında yabancı payı kabul ve kontrol edilebilir düzeyleri aştı.
Bu arada, krizin fırsata dönüştürülmesi şeklindeki içi boş söylemin içinin doldurulması için ilk kez dünya konjonktürüne uygun bir noktaya gelindi.
Korumacı ekonomi politikalarına yönelmenin gereği ortaya çıktı. ABD ve IMF’in en korktuğu şey; bizim gibi yüksek reel faiz ödeyerek, sıcak paraya dayalı ithal cennetine dönüşen açık pazar şeklindeki, spekülasyon ve manüplasyona açık ülkelerin ekonomilerinde “korumacı” önlemlere başvurulması ihtimali.
Onlar krizden çıkmak için, her türlü korumacı önleme başvuracaklar, bankalarına likidite yağdıracaklar, otomotiv fabrikalarına devlet desteği sağlayacaklar, batık şirketlerinin kâğıtlarını teminat olarak kabul edecekler, talebi ve tüketimi artırmak için her türlü mali teşvikleri verecekler, serbest piyasa kurallarını bir yana bırakıp, en ağır devletçi müdahaleleri yapacaklar, ama sıra Türkiye’ye gelince sakın “ekonomide korumacı önlemlere başvurmayın” diye fetva verecekler.
Bu politikalarını da 10 yıldan beri bağımlı olduğumuz, dışarıda itibarını ve fonksiyonlarını yitirmiş IMF kanalıyla yine ve yeniden bize dayatacaklar…
İçeride TÜSİAD’ın başını çektiği sıcak para yüksek reel faiz ve ithalat lobisi kendi çıkarlarıyla uygun, milletin ve ülkenin büyük kısmının ise çıkarlarına aykırı bu politikayı destekliyor. TÜSİAD yanlısı medya, holding ekonomistlerini, yazarlarını devreye sokarak, yine-yeniden IMF diyerek, eski “tatlı” dönemlerinin devam etmesini istiyor.
TÜSİAD, peş peşe toplantılar düzenliyor, IMF sözcüsü ekonomistlere, yazarlara yazılar yazdırıp, araştırmalar yaptırıyor, hâkimiyetindeki medya ile K. Derviş’in müritliğini pompalıyor, velhasıl çıkarları için her şeyi yapıyor.
Peki, milyonlarca üyesi olan ülkenin gerçek üretim-emek ve ticaret potansiyelini teşkil eden meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, sendikalar ne yapıyor?
Cılız bir iki demeçten öteye gidebilen, somut öneriler ortaya koyabilen, yaygın toplantı ve paneller düzenleyebilen, bu konularda kapsamlı, güçlü bir şekilde demokratik yollarla itiraz edebilen bir duruş sergileyebiliyorlar mı? Cevabımız maalesef olumsuz…
Milyonlarca KOBİ’nin üyesi olduğu TOBB, son derede etkisiz. Etrafına topladığı IMF’ci danışmanlarla adeta KOBİ’lerin değil, ‘lobi’lerin temsilcisi gibi davranıyor.
“Bu krizde Başbakanla kavga etmem” diyerek, sağduyulu bir yaklaşım sergiliyor gibi görünse de, Türk ekonomisinin ve KOBİ’lerin aleyhine olan, eski sıcak paracı -yüksek reel faizli- IMF’nin döneminin yeniden kurulmasına “itiraz” dahi etmiyor ya da edemiyor.
Sanki AKP’nin koalisyon ortağı gibi davranıyor.
Ne farklı ve ülkenin gerçeklerine uygun bir ekonomi politikası önerebiliyor, ne önerenlerle bir diyalog ya da platformda bir araya gelebiliyor.
Aynı durum esnaf ve sanatkârların üst kurumu olan TESK, milyonlarca işçinin demokratik kitle örgütü olan Türk-İş ve çiftçinin tarımın yegâne sesi olan TZOB için de belli ölçülerde geçerli maalesef.
“Bizim TÜSİAD gibi medyamız yok, paramız yok” diyerek işin kolayına kaçıyorlar.
Demokrasi ve hukuk kuralları içinde yapacakları o kadar çok şey olduğunu ya görmüyorlar ya da görmezden geliyorlar.
Tek parti iktidarı olan AKP’nin baskısından ve de şerrinden de çekiniyor olabilirler.
Ama ülkeye ve üyelerine karşı açıkça ekonomik suç işlenirken “sözde” muhalefetten vazgeçip, meşruiyet içinde etkili-demokratik itirazlarını ortaya koyacak, alternatif ekonomi politikaları üretecek ve kamuoyunu bu konuda bilgilendirecek bir irade ve icraatı maalesef ortaya koyamıyorlar.
O nedenle, meydanı boş bulan TÜSİAD, IMF ve AKP ile beraber, iflas etmiş bir ekonomi politikasını aynen sürdürmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.
Zayıflayan ekonomi, kırılgan bir görüntü, IMF’ye İzlanda-Pakistan ve Macaristan’la birlikte diz çöken bir iktidar, Türkiye’yi Kıbrıs’tan, K.Irak’a oradan Ermeni meselesine kadar, bir yığın konuda da zayıf ve savunmasız bırakabiliyor.
TÜSAİD, AKP ve IMF elele verirken, bu ülkenin en büyük üretim, emek ve ticaret gücünü ellerinde tutan milyonlarca üyeye ve geniş bir organizasyona sahip TOBB’un, TESK’in, TZOB’nin ve Türk-İş’in böylesine etkisiz ve pasif kalarak cılız bir söylem benimsemesi elbette ki hüzün ve kaygı vericidir.
TOBB, TESK, TZOB, Türk-İş, elbette ki kırıp dökmeden, demokratik meşruiyet kuralları içinde kalmak kaydıyla, ülkeyi fakirleştiren, işsizliği körükleyen, borç yükünü arttıran, rekabet gücünü yok eden, IMF politikalarının yeniden sahneye koyulmasına karşı, ülkenin ve üyelerinin çıkarlarını koruyacak etkili, bilgili, kararlı bir duruş ve politikayı hayata geçirmek zorundalar.
Ne piyasa ekonomisine tapınmak, ne de kapalı devletçi bir ekonomik modeli savunmak doğru değildir.
Türkiye, orta bir yolu kendi gerçekleriyle, üretim dinamikleriyle birlikte ve aşağılık kompleksine kapılmaksızın ortaya koyabilmelidir.
Ekonomide korumacı tedbirler, akılcı ve rasyonel adımlar atmalıdır. Bunların neler olduğunu ve olması gerektiğini bu köşede son 5-6 yazımızda işledik ve açıkça ortaya koyduk.
Ama ne yayınlarıyla, ne araştırmalarıyla, ne tartışma platformuyla, ne toplantılarıyla, ne de demokratik itirazlarıyla TOBB’u, TESK’i, TZOB’yi ve Türk-İş’i bu konularda olması gereken noktada bir türlü göremedik.
Bu da halkımızın talihsizliği olsa gerek! 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız