Şekerin tadı kaçtı
Pazartesi, 11 Ocak 2010 16:04


Yılbaşından hemen önce, 28 Aralık 2009 tarihinde Şeker-İş Sendikası’nı, Sayın Dr. Aytun Çıray ile birlikte ziyaret ettik.
Türkiye Şeker Fabrikası AŞ.’ye ait Kastamonu, Kırşehir, Tokat, Yozgat, Çorum ve Çarşamba şeker fabrikalarının bir bütün halinde, neredeyse 3-4 yıllık karına karşılık gelecek bir bedelle blok olarak varlık satışının yapılmasına karşı itirazlarını ve önerilerini dinledik.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen Sendika şube başkanlarının da bulunduğu o görüşmede, Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı Sayın İsa Gök, bize konuyla ilgili açıklamalar yaptı ve bilgi verdi.
Aradan 2 gün geçtikten sonra 30 Aralık 2009 tarihinde Danıştay 13. Dairesi, Şeker-İş’in açtığı davada, Şeker-İş Sendikası’nın itirazlarını haklı görerek, “yürütmeyi durdurma” kararı verdi. En azından şimdilik bu süreç durakladı.  AKP iktidarının özelleştirmeyi sat-kurtul mantığına indirgeyen hatalı yaklaşımı, özelleştirmenin temel ilkelerini göz ardı etmesi, zarar edenler yerine karlı-tekel konumundaki işletmeleri haraç-mezat satması büyük tepki topluyor.
Sermayenin ve mülkiyetinin tabana yayılması, sosyal yarar, milli ekonomik çıkarlar, stratejik özellikler tamamıyla göz ardı ediliyor.

ŞEKER KAMIŞI MI,
ŞEKERPANCARI MI?
Öncelikle şeker meselesine sadece fiyat açısından bakılması, şaşı bir bakış açısıdır.
Şekerpancarı ülkemizde şeker üretiminin hammaddesidir.
Şeker üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 60’ını da pancar maliyetleri oluşturmaktadır.
Ancak mazot-gübre-tarımsal ilaç gibi girdilerde AB ülkelerinde pancar üreticilerine sağlanan imkanlar, maalesef Türk çiftçisine verilmemektedir.
Dolayısıyla Türk pancar çiftçisi ister istemez AB’deki çiftçilere nazaran 2-3 kat daha fazla maliyetle çalışmak zorunda kalmaktadır.
Buna rağmen emek ve işçilik maliyetlerinin boğaz tokluğuna dönüşmesi neticesinde, perakende şeker satış fiyatları AB ortalamasına yakın olmaktadır.
Pancar şekeri üreten ülkelerde perakende şeker satış fiyatları aşağıdaki gibidir (2008 yılı için):
Ülke    USD/Kg.
Fransa    1,91
Japonya    1,81
Finlandiya    1,83
Norveç    1,75
Almanya    1,58
Türkiye    1,53
Belçika    1,47
İtalya    1,29
İngiltere    1,22
ABD    1,16
Kaynak: LMC İnternational (2008)

Görüleceği üzere Türkiye şekerde iddia edildiği gibi dünyanın en pahalı ülkesi değildir.
Şeker kamışından şeker üretimi, doğası ve ekolojisi gereği pancar maliyetinden 2 kat daha düşüktür. Bu nedenle dünya şeker üretim arzının yüzde 79’u şekerkamışı şeklinde karşılanmaktadır. Ancak bu kalite ve tat olarak daha az tercih edilmektedir.
Şekere rakip olarak nişasta bazlı şekerler üretilmektedir. Mısırdan dönüştürülen nişasta bazlı şekerler, şeker sanayisinde, reçel, bal, şekerleme vb. üretiminde kullanılmaktadır. Ancak biogüvenlik açısından bu konu tartışılmaktadır.
Türkiye’de bu tür üretim yapan 5 şirket bulunmaktadır.
En büyükleri Cargill firmasıdır. Ülker firması ile ortak olduğu tesisi de katarsak, toplam kotanın yaklaşık yüzde 60’ı bu firmaya aittir. Bu 5 firmada 750-800 kişi çalışmaktadır.
Halbuki Türk Şeker’de 18 bin 882 kişi istihdam edilmektedir.
Olaya sadece fiyat ve karlılık açısından bakılırsa en az 14 fabrikanın kapanması gerekecek, 10 bini aşkın işçi işsiz kalacak, buna paralel olarak çok sayıda pancar çiftçisi de aileleri ile birlikte olumsuz etkilenecektir.
Şeker-İş Sendikası, AB şeker rejiminin reformunun tamamlanacağı, Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasının öngörüldüğü 2014 yılına kadar şeker sektörünün devlet güvencesi altında yaşatılmasını talep ediyor.

NE YAPILABİLİR?
Geçmişte Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da yapmış bir ekonomist olarak, aynı zamanda meselenin sosyal boyutlarını da düşünerek aklıma gelen bazı çözüm, tesbit ve önerilerimi belirtmek isterim:
  • Kotalar şirketlere değil, tek tek fabrikalara tahsis edilebilir. Aksi takdirde portföy grubuna yapılan tahsisler özellikle Doğu Anadolu bölgesindeki fabrikaların sonu olur.
  • Üretimde sürdürebilirliğin sağlanması gerekmektedir. Sosyal maliyetin de hesaplanması unutulmamalıdır.
  • Blok satış yerine, çalışanların üretenlerin de ortak edildiği yeni özelleştirme modelleri denenmelidir. Bu bağlamda, Pankobirlik’e destek vermek, ucuz-uzun vadeli sermaye benzeri kredilerle destekleyerek bu özelleştirmelerde etkin hale getirmekte yarar vardır. Şeker fabrikalarının şeker kooperatiflerine devredilmesi önemli bir alternatiftir.
  • Şeker pancarı ile şeker kamışının fiyatlarını mukayese etmek, adil değildir.
  • Şeker ithalatçısı ülkelerin olduğu bir bölgedeyiz ve tarımsal üretim ve gıdaya olan talebin artacağı aşikar olan bir konjonktürdeyiz.
  • Pancar tarımı yapan çiftçi sayısının 150 bin civarında olduğu, 4 yılda bir ekilen pancar tarımı yapan çiftçi sayısının münavebeyle yapanlarla beraber bu sayının 3-4 katı olduğu bir gerçektir. Aileleriyle beraber bugünkü işsizler ordusuna yeni kitlelerin katılması önlenmelidir.
  • Yaş küspe, melas, alkol gibi birçok yan getirisi olan, nakliye başta olmak üzere birçok sektöre katkısı olan şekerpancarından şeker üretimi bu bütünlük içinde değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak; dünyada birçok ülkenin koruduğu tarıma, Türkiye üvey evlat muamelesi yapmamalıdır.
Pancar tarımı ve şeker sektörü istihdam yaratan, tarımı ve hayvancılığı geliştiren, yan ürünleriyle katma değeri yüksek olan, sosyal fayda sağlayan bir üretim alanıdır.
Bu krizde yaptım oldu, sattım oldu, diyen kestirmeci ve toptancı anlayış terk edilmelidir. Çünkü ülkemizin üretime, işe ve sosyal barışa her zamandan çok daha fazla ihtiyacı var bugünlerde.
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız